IRCRehberi.Net- Türkiyenin En iyi IRC ve Genel Forum Sitesi  
 sohbet
Sohbet chat


Üye Günlüğü - Defteri Üye günlüğünüze bu başlık altından ulaşabilirsiniz.

40Beğeni(ler)


 
 
Seçenekler Stil
Alt 29 Aralık 2025, 15:54   #11
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Bilen bilirdi, ben halamı hiç sevmezdim.
Ergenlik dönemimde, saygının ne olduğunu bilmeden, onu defalarca evden kovmuşluğum çoktur. Oysa bu öfkenin sebebinin, yetişkinliğimde annem olduğunu öğrenmek, insanın kendine sessizce acıması gibi bir şeydi.

Zamanla halamla aramdaki bağ, her gün metroda karşılaştığım insanlardan bile daha yabancı bir yere düştü. Oysa çocukluğumun kuşkusuz en büyük şahidiydi. Eşi demiryollarında çalışırdı; bu yüzden İskenderun’da bir lojmanda yaşarlardı. Ben de bir süre onlarla kaldım.

Akşam sefalarının zarif açılışını ondan öğrendim mesela. Sabahları pideleri küçük küçük ayırıp içine çilek reçelinin tanelerini koymayı onunla sevdim. İlk kömbe kurabiyeyi ondan öğrendim; bulaşık yıkarken bardakları ayrı tutmayı da. Beyaz inciri siyaha tercih etmeyi de.

Ama büyürken annem çocukluğumu ve halamı unutturdu. Kendi aile sorunlarını benim kişisel meselelerim haline getirip, ondan nefret etmeme sebep oldu. Yine de her yaz Tekir Yaylası’na gider, elini öperdim. Her gidişimde biraz daha yaşlandığını görmek, içimde adı konmamış çığlıklar uyandırırdı.

O yaşlandıkça ben çocukluğumu hatırlamaya başladım. Çocukluğumla yeniden barıştığımda, halam geldi aklıma. Dedim ki içimden; bir grup çocuğu halam adına sevindireyim. Hazırlıklar yaptım. Çocukların sevinçten çıldıracağı şeyleri topladım ve halam adına dağıttım.
İçimden, hem ona hem çocukluğuma, usulca “özür dilerim” dedim.
Ve ardından ölüm haberini aldım.

Bazı yüzleşmeler geç gelir. Bazı kabullenişler de. Ama insan, affettiği yerden sonra yas tutabiliyor. Ya da yas ile affedebiliyor. Ben halamı en çok, onu artık suçlamadığımda sevdim.

1😢 3
 
Alt 01 Ocak 2026, 21:59   #12
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

G. Alizade “Nereye gidiyorsun? Kendinden mi kaçıyorsun? Gökyüzü her yerde aynı renk…” demişti.

Bir zamanlar en güvenli yeri aradım. Önce şehrin en tepesinde bulurum sandım. Sonra vazgeçtim; bir dostun sofrası daha güvenli geldi. Ondan da doyunca, aile yuvasıdır diye bir not düştüm içime. Yanılmamıştım. Her bulduğum, kendi zamanında doğruydu. Çünkü insan, o anki ihtiyacıyla seçiyor sığınağını.

Ama şimdi, bu yaşta ve bu durakta, anlıyorum ki her şey insanın içindeymiş. Cehennem de oradaymış, cennet de. Güven de, kaos da. Kendimden kaçmayı bıraktığımda dünya yavaşladı. Gürültüsü azaldı. Ne zaman kendimden uzaklaşıp yine kendime döndüm, işte o zaman yuvaya kavuştum.
Ne zaman önce kendi açlığımı fark edip doyurdum, sofralar da ancak o zaman tamamlandı.

Nev’in şarkısında dediği gibi:
“Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım.
Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm.
Kendimi savunurken en çok ben hançerlemişim.”

3
 
Alt 09 Ocak 2026, 11:01   #13
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Bir zamanlar söylediğim o cümleyi hatırladım: Bile bile düştüm sana demiştim. Çünkü insan bazen düşeceği yeri bilir ve yine de yürür oraya. İnkâr etmedim. Kendimi kandırmadım. Şimdi aynı açıklıkla söylüyorum: Bile bile kaldırdım kendimi senden.

Bu sabah, seçtiklerimin hesabını ödediğimi derinden hissettim.
Uyandım ve bitmişti. Sıkı sıkı tuttuğum o bağı artık hissetmiyordum.
Bu bir kaçış değil; içimde sana ait olan yeri yerine koyup, üstünü örtmeden, incitmeden kapatmak sadece. Kanattığım dalların için,
seni değil kendimi seçtiğim için üzgünüm.
Bahçelerimdeki sen çiçeklerinin solmasına izin verdiğim için de.
Zamanımız bittiğinde şunu gördüm:
Ben seni derinden sevmiştim, sen ise beni bir geçiş cümlesi olarak kullanmıştın. Pişman mıydım? Hiç. Hem de hiç. Senin her detayını sevmek çok güzeldi. Sana gülüşlerimi vermek, içimi saklamadan açmak çok güzeldi.

Bekledim. Kolay değildi içimde solman.
Ellerim kaynarken o bağı nasıl tuttuğumu sadece aynalar biliyor.
“Nasıl geçireceksin?” dediklerinde, bir durakta beklemek gibi geçmesini bekleyeceğim demiştim. Yağmurlar yağdı, güneşler ısıttı.
Otobüsler defalarca geçti. Ve soldu işte.

Şimdi durduğum bu sabahta rengin soluk. Hislerim minnete dönüşmüş durumda. İçimde bir sızı yok; sessiz bir teşekkür var. Öğrettiklerin için. Bende bıraktıkların için. Bittiğin hâlinle kaldığın hâlin arasındaki fark için.

Ve bu sabah fark ettim ki,
ilk kez
içimde kimse eksik değil.

9 Ocak a sevgiler.

👏 1
 
Alt 10 Ocak 2026, 17:06   #14
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ahmet Ümit’in Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda hissettiğim hayal kırıklığını, umarım sende yaşamam Sevgili İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi. Senden beklentim var.

“İyi” olmanın ne olduğu bize yavaş yavaş, ince ince öğretildi yıllardır. Sesimizi kısarak, itiraz etmeden, fazla soru sormadan… Uyum sağlamak erdem sayıldı, sabretmek olgunluk. Sevmenin, çalışmanın, susmanın sınırları hep onlar tarafından çizildi ve biz buna karakter dendiğini sandık. Sandık ve yıprandık.

Ben artık iyi biri olmaya çalışmıyorum.
İyi şeyler yapma telaşım da yok.
Ama ne olduğumu, nerede durduğumu biliyorum.
Bu sessiz farkındalık bana yetiyor.
Ve bu hâlimle, sakince mutluyum.

2
 
Alt 16 Ocak 2026, 05:24   #15
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Tam köşeyi dönüyordum. Bir şey söylemek için arkamı döndüğümde yoktu. Karanlık sokakta tek başıma kalmıştım. O an içimde bir poyraz esti; her şey buz kesti.

Derler ki sevginin, değerin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır.
Onun korkaklığına dair tuttuğum bütün kayıtlar o anda içimden sökülüp atıldı.
Tebrikler, artık kaydınız silinmiştir.

Kimseye bir şey vermezdim; herkes kendi kazanırdı bende yerini.
Ve sen, korkaklığınla, kaydını kendi elinle dışarı attın.

Bazı insanlar kaybedilmez.
Kendilerini kaybettirirler.

3
________________

"๖ir งคr๓ıŞ ๖ir ฯ໐k๓นŞ."
 
Alt 03 Şubat 2026, 15:35   #16
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Adam alnını kadının başına yasladı.
Kadın, istemsizce, “Ne yapıyorsun?” diye sordu.
“Üşümüşsün,” dedi adam. “Nefesim ısıtır.”
Kadın dudaklarını birbirine bastırdı, sesi çıkmadan gülümsedi. O anda bedenler değil, ruhlar ısınmaya başladı. Ve ısınan her şey gibi, yavaş yavaş soyundular. Adam cesurdu; gözlemleyen, acele etmeyen, adım adım ilerleyen. Kadınsa bazen utangaç, bazen şaşkın ama her hâliyle canlıydı.

Kadın elini adamın boynuna koydu. Avucunun altında atan damarı, akan hayatı hissetti. Bu ritimle ruhunda bir şarkı başladı. Adam o şarkıyı duydu. Ve kadın fark etmeden, onu tanımlayan etiketleri birer birer çıkarmaya koyuldu. Kadın gözlerini kaldırıp baktığında adam zaten çıplaktı. Çünkü adama göre, nefesiyle ısıttığı bir kadının karşısına başka türlü çıkılmazdı.

Kadın o hâliyle dirildiğinde önce kızardı, sonra utandı. Adam, kızaran yere dokundu; dudaklarıyla, söze gerek duymadan. İkisi de sustu. Ama ikisi de durmadı. Çünkü ikisi de bunun burada kalmayacağını biliyordu. Bu bir an değildi.

Bu, ruhların dansıydı.
Maskesiz balo partisi bir..

2
________________

"๖ir งคr๓ıŞ ๖ir ฯ໐k๓นŞ."
 
Alt 04 Şubat 2026, 18:02   #17
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Hiç şiddetli bir mide yarası geçirdin mi?
İnsanın bedeninin tam ortasında, görünmeyen bir boşluk açılır. Derin, karanlık bir çukur… Rüzgâr bile dokunsa sızlar. Uyursun, sızlar. Yürürsün, sızlar. Yaşamın en sıradan hareketleri bile acının içinden geçmek zorunda kalır.
İştahın değil sadece, neşen de kesilir.
Yemek değil, hayat ağır gelir.
Tam “bitti” dersin…
Ama acı, sabırsız bir misafir gibi, ansızın geri döner; bütün şiddetiyle.

Sonra iyileştirmeye başlarsın kendini.
Sıcaktan sakınırsın, soğuktan kaçarsın. Baharatı değil, hafifliği seçersin. Lokmalarını bile dikkatle alırsın; sanki her şey yeniden kanayabilir gibi.

Zaman geçer… yara kapanır. Mide iyileşir. Ama acı, bedenin terk ettiği yerde zihne yerleşirArtık sancı yoktur belki, fakat korkusu kalmıştır. İnsan yemeklere değil, ihtimallere temkinle yaklaşır. Her lokmada bir geçmiş yankılanır. Her tatta bir endişe gizlidir. Bir adım geride durursun. Çünkü bazı yaralar kapanır… Ama izleri insanın içinde yaşamaya devam eder.

Mevzu mide değil.
İyileştim. Çok uzun sürdü.
Ama acım hâlâ zihnimde.

2
________________

"๖ir งคr๓ıŞ ๖ir ฯ໐k๓นŞ."
 
Alt Dün, 22:30   #18
Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Ghostlight benim için yalnızca bir film değildi. İzlediğim şey sıradan bir hikâyeden çok uzaktı. Çünkü bazı filmler vardır; insanın karşısına bir sanat eseri gibi değil, bir ayna gibi çıkar. Benim için Ghostlight tam olarak öyleydi. Dan’in sahnelediği baba figürü ilk bakışta tanıdık gelebilir: asık suratlı, çabuk öfkelenen, hayata karşı sertleşmiş bir adam… Fakat ben o yüzeyin altında başka bir şeyin aktığını hissettim. O öfke bir kişilik özelliği değil, tutulmamış bir yasın dışa vurumuydu.

2025 yılı boyunca yas sürecini uzun uzun incelemiş, araştırmış biri olarak şunu fark ettim: Filmde anlatılan şey aslında bir kaybın kendisi değil, kaybın ifade edilemeyişiydi. Yas tutulmadığında insanın içinde biriken acı, zamanla dile dönüşemezse bedene yerleşiyor. Surat asılıyor, ses sertleşiyor, insan hayattan kenara itilmiş gibi hissediyor. Dan’in karakteri bunu iliklerime kadar hissettirdi. Çünkü yas yalnızca ağlamak değildir. Yas, kabul edilemeyen bir duygunun insanın içini sessizce kemirmesidir. Ve çoğu zaman en çok da öfke kılığına bürünür.

Filmde beni en çok etkileyen şey, acının hafiflemesinin bir “başarı” gibi sunulmamasıydı. İyileşme burada gururla taşınan bir zafer değil, içten içe filizlenen bir rahatlamaydı. Dan sahnede selam verirken yüzünde “başardım” ifadesi yoktu; yalnızca “artık nefes alabiliyorum” coşkusu vardı. Belki de insanın yasla ilişkisi tam olarak böyledir: Bir gün aniden tamamlanmaz, bitmez. Sadece hafifler. Bir yük gibi omuzdan biraz kayar.

Ve Romeo ve Juliet’in son sahnesi…
O sahnede oğluyla vedalaşması yalnızca bir tiyatro anı değildi. Bir babanın kaybıyla yüzleşmesiydi. Söylenememiş sözlerin, tutulmuş nefeslerin, ertelenmiş vedaların sahne üzerinde nihayet dile gelmesiydi. O an şunu düşündüm: Bazı acılar ancak bir role sığınarak söylenebilir. Ghostlight bana yasın yalnızca karanlık olmadığını da hatırlattı. Yas bazen iyileşmenin başlangıcıdır. Duyguyu fark etmek, onu dile getirmek ve sonunda dışa vurmak… İnsan ancak böyle hafifler.

Ve film bittiğinde hissettiğim şey şuydu:
Dan artık sadece öfkeli bir baba figürü değildi.
O, yasın içinden geçerek hafifleyen bir insandı.
Ve teşekkürler @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]

________________

"๖ir งคr๓ıŞ ๖ir ฯ໐k๓นŞ."
 


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı





Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:12.