![]() |
| Üye Günlüğü - Defteri Üye günlüğünüze bu başlık altından ulaşabilirsiniz. |
| | Seçenekler | Stil |
| |
| | #1 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sevgili Kendim, Yık şu duvarları ya da bırak, çürüsün içerden. O kıpır kıpır kuş artık çırpınmıyor, sesini yuttu çoktan. Sızayım dedim… Ama sen çatlaklarını bile ördün kendinle. Herkes için güldün. Bir kendine bakmadın. Herkese ağıt yaktın, kendi yasını boğdun içinde. Sesin vardı, kendine hiç değmedi. Herkese dost oldun, kendine karşı en acımasız düşmandın. Kimse sana senin yaptığını yapmadı. Herkesin umudunu çizdin yüzüne, kendine karanlıklar pay ettin. Kanat mı? Sen uçmayı değil, düşmemeyi öğrendin sadece. Dudağınla yanağının birleştiği yerde bir heves yok artık. Orası çoktan küllenmiş. Kirpiklerine takılan şey aidiyetsizlik değil, kimseye ait olamamanın yorgunluğu. Ve ben kapına geldim defalarca. Her seferinde içeriden kilitledin. İzin vermiyorsun. Çünkü biliyorsun biri girerse dağılacaksın. Oysa… Ben seni öyle çok özledim ki. Ve en kötüsü de sana ihtiyacım var. | |
| |
| | #2 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Film sahnelerinde aşk mevzularına hiç ağlamadım. Ayrılıklar, kavuşamamak, yarım kalmış hikâyeler… Beni hiç sarsmazdı. Bu yüzden hep aynı damgayı yedim: duygusuz. Sanki kadın olmak, aşklara belirli bir şekilde üzülmeyi zorunlu kılıyormuş gibi. Oysa ben hâlâ çoğu insandan farklı bakıyorum aşka. Benim anladığım, hissettiğim şey ile onların “aşk” dediği şey bir türlü uyumlanmadı. Uymak zorunda mıydı? Değildi. Çoğu zaman bana biraz abartılı, hatta yer yer absürt gelirdi. Ama başka bir şey vardı… Adını koyamadığım, nedenini uzun süre anlayamadığım bir şey. Ne zaman bir filmde ya da bir kitapta “ev” kaybı işlense, bir insan yuvasından koparılsa, sokakta kalma ihtimali belirse içim parçalanırdı. Aşk hikâyelerine tek damla dökmezken, evsiz kalan birine dakikalarca ağlayabilirdim. Bir insanın kapısız kalması, sığınacak bir yerinin olmaması, gecenin bir yarısı bir kaldırımda kalakalması bana ölümden daha ağır gelirdi. Bu tepkinin nedenini bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Benim kalbimi kıran şey, birinin gitmesi değil… Birinin tutunacak hiçbir yerinin kalmaması. Mavi Göz-Sokağa atılmakla tehdit edilen ve kalan çocuklara selam olsun... | |
| |
| | #3 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Benim için çok zor bir kitaptın. Ama hiç şaşırtmadın pisliği karşıya attıktan sonra en erdemli bizdik.. | |
| |
| | #4 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bence ham bir kitaptın. Yarısına kadar iyi gidiyordu, merak uyandırıyordu. Ama yarıdan sonra olay örgün biraz dağıldı. Karakterlerin de daha tahmin edilir hareket etmeye başladı. Keşke yazmak için değil de gerçekten yazarak ilerleseydin. Ama yine de, “Sen ve ben hikâyelerimizi bambaşka anlatıyoruz değil mi?” kısmını çok iyi anlatmışsın. | |
| |
| | #5 |
|
Çok özelsin içimde bir yerlerde ey şarkı çok.. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] | |
| |
| | #6 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ne zaman gitmeli insan? O sınır ne zaman aşılmalı? Bekârken daha mı kolaydır gitmek, yoksa anne baba olunca mı zorlaşır? Kim belirler bu “gitme” eşiğini? Kalmak… Her şeyin yavaş yavaş elinden kayıp gidişini izlemek mi mücadeledir, yoksa çekip gidip yeniden başlamak mı? Kitap boyunca “Ah Elilish” dedim içimden. “Topla aileni ve git,” diye haykırdım. İlla çocuğunun cansız bedenini gördüğünde mi uyanmalı insan diye isyan ettim. Bilmiyorum… Kalmak mı savaşın kendisi, yoksa gitmek mi? Belki de insan bunu hiçbir zaman tam olarak bilemeyecek. | |
| |
| | #7 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bırak savaş aletlerini. Seni izlediğimi biliyorsun. Karşılıklı sinsice gülüp mesafeyi koruyoruz. Ama ikimiz de biliyoruz; kırılma çok yakın. Sana ruhumu açmam. Fazla yalansın. Sen de zayıflığını göstermezsin; ben fazla sertim. Belki de bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz. İkimiz de en kırık yerlerimizi kibirle saklıyoruz. Uyuşup yok olmak isterken, karanlığımızda çırılçıplak dans ediyoruz. Sanki karanlık bizi saklayabilirmiş gibi. Oysa ikimiz de biliyoruz; karanlık sadece üstümüzü örtüyor, içimizi değil. Yalancısın. Yalancıyım. Ama en tehlikeli tarafı ne biliyor musun? Birbirimizin hangi yeri yalan, ezbere biliyoruz. Yine de oraları sevmekten vazgeçmiyoruz. Kimse anlamıyor. Ritmi sadece biz biliyoruz. Karanlığın içindeki sesleri yalnızca biz duyuyoruz. Çünkü bazı insanlar konuşur, bazılarıysa birbirinin sessizliğini anlar. Biz en çok orada tanıyoruz birbirimizi. En büyük yalancı dürüstleriz biz. Gerçekleri saklamıyoruz aslında; sadece güzel taşıyoruz. Dudağımı ısırıyorum, çünkü gerçekler içimden çıkmak için deliriyor. Ve sen… En çok o anlarda güzel buluyorsun beni. Kendimi tutmaya çalışırken. Dağılmamak için susarken. Gözlerimi kapatıyorum. Ritme kapılmak için değil; gerçekleri daha az görmek için. Ama sen biliyorsun… Gözlerimi kapatsam bile iyi insanlar olmadığımızı. Sadece iyi saklandığımızı. Belki de bu yüzden birbirimizden hiç gerçekten gitmiyoruz. Ne zaman uzaklaşsak, müzik yeniden başlıyor gibi oluyor. Aynı karanlık, aynı bakışlar, aynı yalanlar. Ve en kötüsü ne biliyor musun? Bunun kötü biteceğini ikimiz de biliyoruz. Ama müzik sustuğunda yine ilk birbirimizi arıyoruz. | |
| |
| | #8 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Her dakikandan nefret ettim. Hem bu kadar itici hem de bu kadar çekici olmamalıydın. Seni izlerken her an içimde bir bulantı vardı. Bir yandan sana yumruk atıp kendine gelmeni istedim. Ringde güçlü yumruklarını defalarca indirirken, seni zorbalayan, aşağılayan ve şiddet uygulayan adamı tek bir yumrukla indirememene çok söylendim. Ama hayatta kalmalıydın, değil mi? Çünkü bu taciz bir anda değil, adım adım gelmişti. Seni yavaş yavaş mahvetmişti. Bu yüzden sona geldiğimizde, içimizde boşaltılmış bir kabuktan başka bir şeye dönüşmemiştik. Onu bunu bilmem ama seni bir daha izlemem, Christy. | |
| |
| | #9 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ben bu hikâyeyi bir yerden biliyorum dediğim anda pat diye başka bir pencereye geçtin. Benimle kedi fare oyunu oynar gibi oynadın. Tebrikler! Duygusal olarak tam yakalandığım yerden şüpheye düşürdün; şüpheye düştüğüm yerde “tamam, sakin ol, her şey yolunda” dedin. “Tamam, normal” derken taşları yeniden dağıttın. Yapboz parçaları gibi dağıttığın o anlar, sihirbaz gibi yaptığın yanıltmalar… Hepsi çok yerindeydi. Kitabın sonunda gerçekten “Aaa!” diye kalakaldım. Muhteşemdin, Taş Kağıt Makas. | |
| |
| | #10 |
| [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hayatımda yaşanmış bazı şeyler var. Bazen öyle bir an geliyor ki; deterjanları, leke çıkarıcıları alıp her şeyi temizleyesim geliyor. Defalarca çitilemek, o lekeleri söküp atmak istiyorum. Bir yanım onların beni olgunlaştırdığını düşünüyor, diğer yanım ise onlardan nefret ediyor. Ve biliyorum; sevgisizliğin zıttı nefret değildi. Belki de bu yüzden hâlâ bazı anıları silemıyorum. İnsan nefret ettiğini değil, içinde kalan şeyi tekrar tekrar yok etmeye çalışıyor. Yine de o muhteşem hatalarımı seviyordum. Hatta özlüyorum onları. Çünkü acı bile yaşadığımı hissettiriyordu. Şimdi ise geriye yalnızca büyük bir boşluk kaldı. Sessiz, soğuk ve kıpırtısız bir boşluk. İnsan bir süre sonra acıyı bile arıyor. En azından kalbin hâlâ çalıştığını hatırlatıyordu. Keşke yine buluşsak; terk edilmiş bir binanın çatı katında mesela. Bütün karanlıklarımızı koysak ortaya. Utansak, iğrensek, birbirimizin yüzüne en çirkin gerçekleri söylesek. Kendimize kızsak, hatta biraz kırılıp dağılsak… ama sonunda yine de insan olarak kalksak o masadan. Çünkü bazen affedilmekten çok, gerçekten görülmek istiyor insan. Şimdi derimin üzerindeki o dikiş izlerini okşuyorum. Bazıları kapanmış gibi duruyor ama içten içe hâlâ sızlıyor. Ve ben uzun zamandır yaşıyor gibi hissetmiyorum. Sanki sadece günlerin içinden geçiyorum. Bugün biraz canım acıyor. Ve hayat bugün fazlasıyla sıkıcı geliyor. | |
| |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |