![]() |
| | #1 |
| KAYGILI BEKLENTİLER Bazı insanlar bekler. Ama herkes aynı şekilde beklemez. Kimi bir telefonu bekler, kimi bir “günaydın” mesajı, kimi bir “geliyorum” cümlesini... Ama bazı bekleyişler vardır ki; içinde umut taşımaz. Sadece endişe taşır. Bu bekleyiş, bir şeyin güzel olacağına inanmak değil; tam tersine, bir şeyin yine kötü biteceğini bilerek zamanın içinde sürüklenmektir. Ve insan buna alışır. Öyle bir alışır ki mutluluk ihtimali kapıya dayansa bile içeriden kimse açmaz. Çünkü o kapının anahtarı, çoktan cebimizde unutulmuştur. Kaygılı beklenti, insanın kendine kurduğu en sessiz tuzaktır. Birinin gelmesini beklersin ama aynı anda şunu düşünürsün: “Kesin yine gelmeyecek.” Birinin seni anlamasını istersin ama içinden geçen cümle bellidir: “Kimse anlamaz zaten.” Hayatında bir şeylerin iyi gitmesini beklersin ama aklının arka tarafında hep aynı ses konuşur: “İyi olan şeyler uzun sürmez.” İşte tam burada başlar içsel çöküş. Çünkü insanın beklediği şey aslında artık kişi değildir. İnsan, sadece kendi korkularının doğrulanmasını bekler. Ve bekledikçe... beklemek bir eylem olmaktan çıkar. Beklemek… bir kimlik olur. Biz bazen birini değil, bir ihtimali bekleriz. Bir dönüş ihtimalini... bir özür ihtimalini... bir mucize ihtimalini... Ama kaygı, mucizeleri bile zehirler. Gelecek güzel bir şey bile olsa, içimizdeki ses fısıldar: “Dikkat et. Bu da geçecek. Bu da bitecek.” Ve insan o anda şunu fark eder: Asıl sorun yaşanan şeyler değil... Yaşanacak olanları daha olmadan kaybetmektir. Çünkü kaygılı beklentiler, insanı geleceğe değil; geleceğin mezarlığına taşır. Orada her şey önceden gömülüdür: mutluluk, heyecan, güven... Ve en kötüsü: İnsan kendi içinde hâlâ yaşıyor görünür. Ama aslında çoktan çekilmiştir. Kimseye söylemeden... kimseye belli etmeden... Gülümser... konuşur... işine gider... Ama içinden geçen tek cümle şudur: “Ben burada değilim.” Bir gün daha yaşar, ama bir gün daha eksilir. Bir gün daha nefes alır, ama bir gün daha kendinden vazgeçer. Ve sonra... İyi olma ihtimali bazen gelir. Ama insan, mutluluğa dokunacak kadar yaklaşınca kendi içinden geri çekilir. Çünkü bazı yaralar, iyileşmekten çok alışkanlık ister. Belki de insanın en büyük trajedisi budur: Karanlıktan çıkmayı istemek… ama ışığa alışamamaktır. İşte bu yüzden kaygılı beklentiler, yalnızca bir ruh hali değil... Uzun süre taşınırsa, bir hayat biçimidir. Ve insan, en çok da bunu fark etmediğinde kaybeder. ——— “Bazen en büyük kayıp, yaşanmamış ihtimallerdir.” 👍 1 | |
| |
| Şu Anda Bu Makale Görüntüleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| |