11 Mayıs 2026, 21:26
|
#1 |
| | Kendi Karanlığını Başkasına Yükleyenler ⚫⚪ Kendi Karanlığını Başkasına Yükleyenler 
Bazı insanlar vardır; nefes aldıkları her anı bir haklılık savaşına, attıkları her adımı bir başkasının üzerine basarak yükselme çabasına çevirirler. Kendi ruhlarındaki karanlığı, başkalarının ışığını söndürerek gizlemeye çalışırlar. Bu, sadece bir karakter kusuru değil; bir insanın kendi varlığına karşı işlediği en büyük cinayettir: Kendini bilmemek ve bilmemekte ısrar etmek.
Kendi hatasının ağırlığını taşıyamayacak kadar zayıf olanlar, o yükü hiç çekinmeden karşı tarafın omuzlarına yıkarlar. Suçluyken suçlu hissettirmek, haksızken haksızlığa uğradığını iddia etmek, dürüst bir kalbin taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür. Oysa onlar için bu, sadece bir "savunma mekanizması" değil, bir yaşam biçimidir. İşine gelmediğinde hakikati "algı yaratmakla" suçlayan, samimiyeti "demogoji" diye yaftalayan bu zihinler, aslında kendi içlerindeki büyük boşluğun yankısından korkmaktadırlar.
En kötüsü de, haksızlığı bile bile haksızın yanında duran o kör sadakatleridir. Adaletin değil, egonun safında yer alarak sadece kendi doğrusunu mutlak sanmak, kibrin en zehirli halidir. Kendine her türlü saygısızlığı, argoyu ve küfrü hak görüp; karşısındakinden nezaket beklemek, bir insanın sahip olabileceği en trajikomik kapasitedir. Bir yandan yıkıp geçmek, diğer yandan "bana saygısızlık yapıldı" diye feryat etmek, ahlaki bir pusulanın değil, bozulmuş bir terazinin göstergesidir.
Oysa hayat, kimsenin kibrine boyun eğmeyecek kadar gerçektir. İnsan, başkasını aşağılayarak yükselemez; sadece kendi çukurunu derinleştirir. Eleştiriye kapalı bir zihin, kurumuş bir toprak gibidir; orada hiçbir erdem yeşermez. Başkasına fırlatılan her küfür, aslında sahibinin karakterine saplanan bir oktur.
Toplum nezdinde asıl saygınlık; sesin tonunda değil, sözün doğruluğundadır. Hatalarını bir onur nişanı gibi göğüsleyip "özür dilerim" diyemeyenler, ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar, tarihin ve vicdanın sessizliğinde kaybolmaya mahkumdurlar. Çünkü nihayetinde insan, başkasına attığı çamurla değil, kendi elinde kalan kirlilikle hatırlanır. Gerçekten güçlü olan, bir başkasını ezerek baskınlık kuran değil; kendi nefsinin haksızlığına karşı durabilen kişidir. Geri kalan her şey, sadece bir gürültüden ibarettir. |
|
| |