![]() |
Düş(me)ler [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Mutsuz muyum? Hayır. Yine de ne bilim, öyle işte… İçimdeki kırılmışlığa çare bulamıyorum sadece... Gecenin bir yarısı uyanıp, sokak lambasının yansıdığı duvara bakıyorum anlamsızca. Gittikçe duyarsızlaşan benliğim acı çekiyor. Kalbim gittikçe soğuyor. Mezarına koyamadığım bir hayalet gece olunca uyanıyor. Acımasızca cirit oynuyor rüyalarımda. Ölsen haberi olmayacak birine nasıl olur da kırılıyorsun demiş Nazan Bekiroğlu. Orada susuyorum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sen ne güzel şiir gibi kokan bir filmdin. Duru, yalnızlık kokan, az biraz umut dağıtan ama hep sonu ölüme çıkan. Güzel bir masaldın, tekrar şans veren. Tam, tam oldum derken yine yarım kalan. Geceme ne güzel geldin, buruk bir acı ile. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Teoman'ın "bakma bana" ile başlayıp Sena Şener'in "bak bana" ile biter bu işler. Anlamazsın nasıl yabancı olduğunuzu birbirinize. Sonra kabuğun kalır da insanlar sana huysuz, anlaşılmaz, soğuk diye etiket koyar. O yüzden vaatler verirken ve alırken dikkat etmek gerek. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Küçük Ağacın Eğitimi ve Zorba'dan sonra açık ara lezzet aldığım bir kitap oldun. Ve keşke seninle ilgili hafızam silinse ve tekrar seni okusam. Zihninin yetmediği yerde sadece bilmek istiyorumu öyle saf ve yürekten diledin ki fazlası verildi sana. Zekan öyle ulaşılmaz yerlere geldi ki bir günde yeni bir dil, üç günde yeni bir enstrüman öğrenir hale geldin. Ama duygusal zekan aynı düzeyde ilerlemeyince nasılda ruhsuz bir taşa döndün. Hiç sekmez hızla gelen hızla gider, hızla yükselen hızla düşer. Sende aynı oldu. Hızla zekan uç noktalara ulaşırken geri çekilmesi, eski hale dönmesi aynı hızla oldu. Ve üzüldüm. Zekan her gün geri çekilirken ki acını, çaresizliğini yüreğimde hissettim. İyi ki tanıdım seni Charlie. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bazen oluyor. Dünyayı izlerken, hayatın yanımdan sessizce geçip gittiğini hissediyorum; elleri cebinde. Hiçbir tepki vermeden ördekleri izliyorum. Sonra arkasından bakıyorum meraksızca. Sonra hayatı izlemeye devam ediyorum. Sanki onca şey yaşanmamış, sanki hiçbir şey içime oturmamış gibi. Bazen Füruğ Ferruhzad’ın sesi düşüyor aklıma: “Nasılsa büyüdü kalbimin yarımlığı.” Ardından fısıldıyor: “Hiçbir yarı, tam edemedi yarımlığımı.” Ben, yarımı mı arıyordum, yoksa elimdekileri tam etmeye mi çalışıyordum, bilmiyorum. Bildiklerim az: İçimde, hayatın kaçıp gittiğine dair bir telaş var ve ona hâlâ bir çare bulamıyorum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] İzlenecekler listemde neden vardınız inan bilmiyorum. Fakat ikinizde çok kötüydünüz. Elimden gelse hafizamdan silip, unuturdum. Darısı diğer muhteşem kötü seçimlerime:banane: |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yıllar geçti. İlk kez suratsız yüzünü gördüğüm gün 1 Ocaktı; hatırlıyor musun? Yılbaşını kutlayanlar hâlâ uykudayken, sokaklarda yalnızca sessizlik dolaşıyordu. İstanbul, terk edilmiş bir şehir gibi duruyordu ve ben o hâlini acemi bir sevgiyle izliyordum. Kadıköy’deki bir çiçekçinin önünde durup, bir gün kendime düzenli olarak çiçek alacağıma söz vermiştim. Ve ben o sözü tuttum yıllarca. Kimse bilmeden. Yıllar sonra karşında durmak tuhaftı. Sen benim ergenliğimdin; babamdan sonra ilk sevdiğim erkek. Sayfalar dolusu günlüklerim, yağmurdan kaçıp saçak altlarında saklanan öpücüklerim… “Beni başka biri de sever mi?” diye içimden geçen ilk umut sendin. Kendimi ilk seninle insanlara açtım; dünyaların kapısını ilk senin kitapların araladı. Hem ilk keşiflerimdin, hem de babamdan sonra kendimi eksik ve değersiz hissettiğim yer. Aramıza yalnızca zaman girmemişti. Hayatlar girmişti, insanlar, şehirler, başka ihtimaller… Sana sessizce bakarken bunu gördüm. Ne kadar büyüdüğümüzü, ne kadar yol aldığımızı. En çok da artık o iki yaralı çocuk olmadığımızı fark ettim. İçim burkuldu. En çok onlar için. Ne kadar korkak, ne kadar masum, ne kadar çaresiz ve birbirine muhtaçtılar. Şimdi durduğumuz yerden bakınca, bütün o kırılganlığa rağmen ne kadar güçlü olduklarını da görebiliyordum. Ağlamak istedim. Sana sarılmak… Ama o istek sana değildi aslında. O günkü iki yaralı çocuğaydı; incinmeyi öğrenmiş, kendini koruyamayan hâllerimize. Yine de sizinle gurur duyuyorum. Her şeye rağmen bu savaştan kendinizi inkâr etmeden, yaralarınızı saklamadan ve sararak çıkabildiğiniz için. 18 Aralık Bir Yalova gününden.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Kahvaltı hazırlarken bir kase şekeri elimden düşürdüm. Beyaz tanecikler mutfağın her köşesine dağıldı. Olduğum yerde durup baktım onlara; sessizce, uzun uzun. Sonra ağladım.Bir çocuk gibi. Biri görür mü demeden. “Dağıldı her tarafa,” dedim hıçkırıklarımın arasından. “Bu kadar taneyi nasıl toplayacağım şimdi?” Mevzu hiçbir zaman şeker değildi. Ama ben yine de şekerin dökülmesine ağladım. Bazen olur öyle, bir kase şekere dünyan yıkılır. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] İnsan, önce kendiyle mutlu/mutsuz olmayı öğrenmeliydi. Sonra, başkalarıyla mutlu/mutsuz olmaya cesaret etmeli. “Kendini sev” demiyordum; ama kendinin farkında ol. Eksiklerini, kusurlarını tanı ve ancak ondan sonra başkasını misafir et. Ne seni ziyan etsin, ne de kendini. Ne güzel kitaptın sen. İçinde taşıdığın duygunun ağırlığından mı, yoksa benim ruhumun çıkmazlarından mı bitişin uzadı, bilmiyorum. Ama yine de, incelikle işlediğin duyguları sevdim. Zarif ruhlar, hayatta en çok üzülenler olur. Belki de bu yüzden en derin izleri onlar bırakır. Şimdi seni, buruk bir hüzünle mazinin rafına bırakıyorum... |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Kapsül Nesli’ni izlemek, internette yapay bir rahimde büyüyen kuzunun görüntüsünü gördükten sonra izledim. Bu iki sahne zihnimde değil, bedenimde yankılandı; ürperdim. Mümkün olan her şeyin kabul edilebilir olmadığı bir eşikteyiz artık. Bir yaşamı kendi bedenimde taşımadan var etmeyi, bir kadın olarak içimde barındıramıyorum. Zihnim itiraz ederken, bedenim çoktan karşı çıkmıştı bile daha gerçek olmadan. Umarım o nesli görmem. Çünkü acının dışlandığı, bedenin susturulduğu bir dünyada, insanın hayatta kalması değil, direnmesi gerekir. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bilen bilirdi, ben halamı hiç sevmezdim. Ergenlik dönemimde, saygının ne olduğunu bilmeden, onu defalarca evden kovmuşluğum çoktur. Oysa bu öfkenin sebebinin, yetişkinliğimde annem olduğunu öğrenmek, insanın kendine sessizce acıması gibi bir şeydi. Zamanla halamla aramdaki bağ, her gün metroda karşılaştığım insanlardan bile daha yabancı bir yere düştü. Oysa çocukluğumun kuşkusuz en büyük şahidiydi. Eşi demiryollarında çalışırdı; bu yüzden İskenderun’da bir lojmanda yaşarlardı. Ben de bir süre onlarla kaldım. Akşam sefalarının zarif açılışını ondan öğrendim mesela. Sabahları pideleri küçük küçük ayırıp içine çilek reçelinin tanelerini koymayı onunla sevdim. İlk kömbe kurabiyeyi ondan öğrendim; bulaşık yıkarken bardakları ayrı tutmayı da. Beyaz inciri siyaha tercih etmeyi de. Ama büyürken annem çocukluğumu ve halamı unutturdu. Kendi aile sorunlarını benim kişisel meselelerim haline getirip, ondan nefret etmeme sebep oldu. Yine de her yaz Tekir Yaylası’na gider, elini öperdim. Her gidişimde biraz daha yaşlandığını görmek, içimde adı konmamış çığlıklar uyandırırdı. O yaşlandıkça ben çocukluğumu hatırlamaya başladım. Çocukluğumla yeniden barıştığımda, halam geldi aklıma. Dedim ki içimden; bir grup çocuğu halam adına sevindireyim. Hazırlıklar yaptım. Çocukların sevinçten çıldıracağı şeyleri topladım ve halam adına dağıttım. İçimden, hem ona hem çocukluğuma, usulca “özür dilerim” dedim. Ve ardından ölüm haberini aldım. Bazı yüzleşmeler geç gelir. Bazı kabullenişler de. Ama insan, affettiği yerden sonra yas tutabiliyor. Ya da yas ile affedebiliyor. Ben halamı en çok, onu artık suçlamadığımda sevdim. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] G. Alizade “Nereye gidiyorsun? Kendinden mi kaçıyorsun? Gökyüzü her yerde aynı renk…” demişti. Bir zamanlar en güvenli yeri aradım. Önce şehrin en tepesinde bulurum sandım. Sonra vazgeçtim; bir dostun sofrası daha güvenli geldi. Ondan da doyunca, aile yuvasıdır diye bir not düştüm içime. Yanılmamıştım. Her bulduğum, kendi zamanında doğruydu. Çünkü insan, o anki ihtiyacıyla seçiyor sığınağını. Ama şimdi, bu yaşta ve bu durakta, anlıyorum ki her şey insanın içindeymiş. Cehennem de oradaymış, cennet de. Güven de, kaos da. Kendimden kaçmayı bıraktığımda dünya yavaşladı. Gürültüsü azaldı. Ne zaman kendimden uzaklaşıp yine kendime döndüm, işte o zaman yuvaya kavuştum. Ne zaman önce kendi açlığımı fark edip doyurdum, sofralar da ancak o zaman tamamlandı. Nev’in şarkısında dediği gibi: “Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım. Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm. Kendimi savunurken en çok ben hançerlemişim.” |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bir zamanlar söylediğim o cümleyi hatırladım: Bile bile düştüm sana demiştim. Çünkü insan bazen düşeceği yeri bilir ve yine de yürür oraya. İnkâr etmedim. Kendimi kandırmadım. Şimdi aynı açıklıkla söylüyorum: Bile bile kaldırdım kendimi senden. Bu sabah, seçtiklerimin hesabını ödediğimi derinden hissettim. Uyandım ve bitmişti. Sıkı sıkı tuttuğum o bağı artık hissetmiyordum. Bu bir kaçış değil; içimde sana ait olan yeri yerine koyup, üstünü örtmeden, incitmeden kapatmak sadece. Kanattığım dalların için, seni değil kendimi seçtiğim için üzgünüm. Bahçelerimdeki sen çiçeklerinin solmasına izin verdiğim için de. Zamanımız bittiğinde şunu gördüm: Ben seni derinden sevmiştim, sen ise beni bir geçiş cümlesi olarak kullanmıştın. Pişman mıydım? Hiç. Hem de hiç. Senin her detayını sevmek çok güzeldi. Sana gülüşlerimi vermek, içimi saklamadan açmak çok güzeldi. Bekledim. Kolay değildi içimde solman. Ellerim kaynarken o bağı nasıl tuttuğumu sadece aynalar biliyor. “Nasıl geçireceksin?” dediklerinde, bir durakta beklemek gibi geçmesini bekleyeceğim demiştim. Yağmurlar yağdı, güneşler ısıttı. Otobüsler defalarca geçti. Ve soldu işte. Şimdi durduğum bu sabahta rengin soluk. Hislerim minnete dönüşmüş durumda. İçimde bir sızı yok; sessiz bir teşekkür var. Öğrettiklerin için. Bende bıraktıkların için. Bittiğin hâlinle kaldığın hâlin arasındaki fark için. Ve bu sabah fark ettim ki, ilk kez içimde kimse eksik değil. 9 Ocak a sevgiler. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ahmet Ümit’in Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda hissettiğim hayal kırıklığını, umarım sende yaşamam Sevgili İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi. Senden beklentim var. “İyi” olmanın ne olduğu bize yavaş yavaş, ince ince öğretildi yıllardır. Sesimizi kısarak, itiraz etmeden, fazla soru sormadan… Uyum sağlamak erdem sayıldı, sabretmek olgunluk. Sevmenin, çalışmanın, susmanın sınırları hep onlar tarafından çizildi ve biz buna karakter dendiğini sandık. Sandık ve yıprandık. Ben artık iyi biri olmaya çalışmıyorum. İyi şeyler yapma telaşım da yok. Ama ne olduğumu, nerede durduğumu biliyorum. Bu sessiz farkındalık bana yetiyor. Ve bu hâlimle, sakince mutluyum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Tam köşeyi dönüyordum. Bir şey söylemek için arkamı döndüğümde yoktu. Karanlık sokakta tek başıma kalmıştım. O an içimde bir poyraz esti; her şey buz kesti. Derler ki sevginin, değerin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır. Onun korkaklığına dair tuttuğum bütün kayıtlar o anda içimden sökülüp atıldı. Tebrikler, artık kaydınız silinmiştir. Kimseye bir şey vermezdim; herkes kendi kazanırdı bende yerini. Ve sen, korkaklığınla, kaydını kendi elinle dışarı attın. Bazı insanlar kaybedilmez. Kendilerini kaybettirirler. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Adam alnını kadının başına yasladı. Kadın, istemsizce, “Ne yapıyorsun?” diye sordu. “Üşümüşsün,” dedi adam. “Nefesim ısıtır.” Kadın dudaklarını birbirine bastırdı, sesi çıkmadan gülümsedi. O anda bedenler değil, ruhlar ısınmaya başladı. Ve ısınan her şey gibi, yavaş yavaş soyundular. Adam cesurdu; gözlemleyen, acele etmeyen, adım adım ilerleyen. Kadınsa bazen utangaç, bazen şaşkın ama her hâliyle canlıydı. Kadın elini adamın boynuna koydu. Avucunun altında atan damarı, akan hayatı hissetti. Bu ritimle ruhunda bir şarkı başladı. Adam o şarkıyı duydu. Ve kadın fark etmeden, onu tanımlayan etiketleri birer birer çıkarmaya koyuldu. Kadın gözlerini kaldırıp baktığında adam zaten çıplaktı. Çünkü adama göre, nefesiyle ısıttığı bir kadının karşısına başka türlü çıkılmazdı. Kadın o hâliyle dirildiğinde önce kızardı, sonra utandı. Adam, kızaran yere dokundu; dudaklarıyla, söze gerek duymadan. İkisi de sustu. Ama ikisi de durmadı. Çünkü ikisi de bunun burada kalmayacağını biliyordu. Bu bir an değildi. Bu, ruhların dansıydı. Maskesiz balo partisi bir.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hiç şiddetli bir mide yarası geçirdin mi? İnsanın bedeninin tam ortasında, görünmeyen bir boşluk açılır. Derin, karanlık bir çukur… Rüzgâr bile dokunsa sızlar. Uyursun, sızlar. Yürürsün, sızlar. Yaşamın en sıradan hareketleri bile acının içinden geçmek zorunda kalır. İştahın değil sadece, neşen de kesilir. Yemek değil, hayat ağır gelir. Tam “bitti” dersin… Ama acı, sabırsız bir misafir gibi, ansızın geri döner; bütün şiddetiyle. Sonra iyileştirmeye başlarsın kendini. Sıcaktan sakınırsın, soğuktan kaçarsın. Baharatı değil, hafifliği seçersin. Lokmalarını bile dikkatle alırsın; sanki her şey yeniden kanayabilir gibi. Zaman geçer… yara kapanır. Mide iyileşir. Ama acı, bedenin terk ettiği yerde zihne yerleşirArtık sancı yoktur belki, fakat korkusu kalmıştır. İnsan yemeklere değil, ihtimallere temkinle yaklaşır. Her lokmada bir geçmiş yankılanır. Her tatta bir endişe gizlidir. Bir adım geride durursun. Çünkü bazı yaralar kapanır… Ama izleri insanın içinde yaşamaya devam eder. Mevzu mide değil. İyileştim. Çok uzun sürdü. Ama acım hâlâ zihnimde. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ghostlight benim için yalnızca bir film değildi. İzlediğim şey sıradan bir hikâyeden çok uzaktı. Çünkü bazı filmler vardır; insanın karşısına bir sanat eseri gibi değil, bir ayna gibi çıkar. Benim için Ghostlight tam olarak öyleydi. Dan’in sahnelediği baba figürü ilk bakışta tanıdık gelebilir: asık suratlı, çabuk öfkelenen, hayata karşı sertleşmiş bir adam… Fakat ben o yüzeyin altında başka bir şeyin aktığını hissettim. O öfke bir kişilik özelliği değil, tutulmamış bir yasın dışa vurumuydu. 2025 yılı boyunca yas sürecini uzun uzun incelemiş, araştırmış biri olarak şunu fark ettim: Filmde anlatılan şey aslında bir kaybın kendisi değil, kaybın ifade edilemeyişiydi. Yas tutulmadığında insanın içinde biriken acı, zamanla dile dönüşemezse bedene yerleşiyor. Surat asılıyor, ses sertleşiyor, insan hayattan kenara itilmiş gibi hissediyor. Dan’in karakteri bunu iliklerime kadar hissettirdi. Çünkü yas yalnızca ağlamak değildir. Yas, kabul edilemeyen bir duygunun insanın içini sessizce kemirmesidir. Ve çoğu zaman en çok da öfke kılığına bürünür. Filmde beni en çok etkileyen şey, acının hafiflemesinin bir “başarı” gibi sunulmamasıydı. İyileşme burada gururla taşınan bir zafer değil, içten içe filizlenen bir rahatlamaydı. Dan sahnede selam verirken yüzünde “başardım” ifadesi yoktu; yalnızca “artık nefes alabiliyorum” coşkusu vardı. Belki de insanın yasla ilişkisi tam olarak böyledir: Bir gün aniden tamamlanmaz, bitmez. Sadece hafifler. Bir yük gibi omuzdan biraz kayar. Ve Romeo ve Juliet’in son sahnesi… O sahnede oğluyla vedalaşması yalnızca bir tiyatro anı değildi. Bir babanın kaybıyla yüzleşmesiydi. Söylenememiş sözlerin, tutulmuş nefeslerin, ertelenmiş vedaların sahne üzerinde nihayet dile gelmesiydi. O an şunu düşündüm: Bazı acılar ancak bir role sığınarak söylenebilir. Ghostlight bana yasın yalnızca karanlık olmadığını da hatırlattı. Yas bazen iyileşmenin başlangıcıdır. Duyguyu fark etmek, onu dile getirmek ve sonunda dışa vurmak… İnsan ancak böyle hafifler. Ve film bittiğinde hissettiğim şey şuydu: Dan artık sadece öfkeli bir baba figürü değildi. O, yasın içinden geçerek hafifleyen bir insandı. Ve teşekkürler @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Aldanmanın ve aldatılmanın zirvesini görmüş, düştüğü yerden kalkması zaman almış biri olarak, artık ötekiyle ilgilenme limitlerim pamuk ipliğine bağlı. Yara almış yerlerim hâlâ hassasken, kendimi kandırışlarımı çözmekle uğraşıyorum. Öyle bir noktadayım ki önce kişiye bakıyorum, sonra söze, sonra söze, yine kişiye… İnançlarım ise tül perde ardı gibi çok ince. Sen, Sahtekârlık Sendromu kitabı, acayip sıkıcısın. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bilmecendim… Sen bilmecelere delirirdin. Sağ omzumdan askıyı indirirken yüklerimi çözdün. Sol omzumdan indirirken zaaflarımın ipuçlarını yakaladın. Ben sana demiştim: Ne istediğimi bilirim. İnanmamıştın. Ta ki neşeli sabah kahkahalarımda dirilinceye dek… “Tut elimden,” dedin, “düşe kalka sana sevgimi göstereyim.” İnandım. Tek tek soydum benliğimi karşında, utanmazdı cesaretim. Bu yüzden severdin ya kahkahalarımı, arsız… baştan çıkarıcı… Sen ve ben bir dünyaydık. Şimdi elimde kırılmış bir inançla, özlem kırk yerimden bıçaklar. “Onlar seni benim gibi tanımıyorlar… Gel, bu kalabalığın arasında sev beni, bir çocuk gibi. Uslanmadım, sevda bir deli poyraz. Canımı açtım, içeri gir… Es deli gibi.” Bak yeni şarkısını duydum. Sızladı içim, bin parça inancımdan. Aklıma düşürdü yine seni... |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yuvamsın dediğim nerde şimdi? Göğsünde hissettiğim dinginliği nereye götürdüler? Huzur verdiklerimiz, bizden giderken en çok neyi götürüyor? İçimin bin yerinde çoğalan bu sızıya hiçbir doluluk merhem olmuyor. Söylesene… Ben neyi eksik sevdim, neyi geç anladım da bu ağrı hâlâ dinmiyor? Hayatımızdan uğurladıklarımız keşke gelirken getirdikleri valizleriyle birlikte çekip gitselerdi. Oysa onlar yalnızca izlerini bırakıyor; sessiz, görünmez, ama her yerde. Bu… öyle işte. Çünkü bazı bitişler, insanın içinden bir evi söküp götürür. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Öyle güzeldin ki… Yıllardır motivasyon gelecek ve biz harekete geçeceğiz diye bekledik durduk. Yok beyaz ışığı görecektik, yok mumlarla gelmesini bekleyecektik. Bazen kendimizi ödüllendirince geleceğine inandık. Sanki heves dışarıdan gelen bir misafirdi de kapıyı çalınca başlayacaktık. Kimse de ne olursa olsun devam et demedi. Kimse “atla” demedi. Kimse motivasyon palavradır, önemli olan devam etme gücü diye fısıldamadı. Düştüğünde de, yorulduğunda da, bazen ölmek istediğinde de mühim olan o yola devam etmektir demedi. Kimse hayatı yoldayken düzenlemek gerektiğini öğretmedi. Hep kenarda hazırlanacak sandık kendimizi. Tam olalım, güçlü olalım, eksiksiz olalım… Öyle başlayalım istedik. “Şuna sahip olayım başlarım, şu tam olsun başlarım” derken ömrün çürüdüğünü çok geç öğrendik. Meğer hayat beklerken değil, yürürken şekillenirmiş. Çeyiz sandıkta değil, hayat devam ederken dizilirmiş. Beklemek bazen zarif bir sabır değilmiş; korkunun sessiz haliymiş. Hazır hissetmek bir başlangıç değil, bir sonuçmuş. Ve ben bunu çok geç öğrendim. Bazen biri yürüyordur ve sen onun yürüdüğünü görüp kendi ayağının altındaki yolu fark edersin. Belki de güzelliğin, beklememendeydi. İyi ki izledim seni Brittany. İyi ki yolumuz karşılaştı. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bir devir kapandı içimde. Sessizce. Alkışsız. Vedası bile fısıltı. Kimseye nasip olmadı o sevgili, kimse bilmedi nasıl usul usul sevdiğimi. Sabun köpüğü değildi hislerim, ama bir sabun gibi kayıp gitti yüreği ellerimden. Tutsam “karakteri yoksunu” diyeceklerdi, bıraksam “demek ki sevmiyor.” Ben de kendimi alıp gezmeye gittim. En azından kendimden gitmeyeyim diye. Aynalara baktım. Bir süre yüzümde onu gördüm. Gölgesi kirpiklerime kadar inmişti. Yine de her sabah saçlarımı taradım. Dağılmayayım diye. Tamamen kaybolmayayım diye. En çok yastığa başımı koyduğumda çekti içim sancısını. Gündüz güçlüydüm, gece kalbim çocuk. “Hobi edin” dediler. Kilometrelerce koştum. “Yeni şeyler yap” dediler. Kahkahalar attım, ama sol yanımdaki kuş boşluğu bir türlü dolmadı. Kuş uçtu. Yuvası kaldı. Şimdi söyleyin bana; Yuvayı yapan ev miydi, içindeki cıvıltısı mı? Bilmiyorum. Bildigim tek şey şu: Ben o yuvayı sevmiştim. Belki kuşu değil sadece, yuvada hissettirdiği evi.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Tamamen gizem, gerilim ve polisiye bir kurgu beklerken; psikolojik derinliğinle beni kendine hayran bıraktın. Bir Yunan mitolojisinin etrafında ustalıkla ördüğün hikâye, karakterlerin davranışlarını tek tek inceleyişin ve onların iç dünyalarına tuttuğun o ışık… Bu yüzden, seni yazar listeme ekledim. Benim için, sayısız ihtimali olan ama bir türlü kesin cevaba varamadığım bir çıkmaz sokaktın. Ortalarına geldiğimde zihnimde üç ayrı senaryo dolaşıyordu fakat öyle bir son yazmıştın ki, ters köşe oldum. Şaşkınlığımı hayranlığa dönüştü. Çok iyiydin. Gerçekten çok. ... Fotoğraf alıntı. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ne garip… Artık siliniyorsun hatıralarımda. İzin öyle soluklaştı ki bazen durup düşünüyorum: Gerçek miydi bütün bunlar? Sol yanımı yokluyorum sonra. Sanki bir şey arar gibi… Ama şaşırıyorum; çünkü sakin. O telaş yok. O hüzün, o acı, o ağrı… Hepsi yavaş yavaş çekilmiş içimden. Demek ki zaman, bazı yaraları kapatmıyor belki ama onların sesini kısıyor. Ve ben, ilk kez bu sessizliğin içinde kendimi dinliyorum. |
Bazen sessizce ölür içimizde bir yerde. Esamesi okunmaz,adı duyulmaz. Emeğine sağlık. Bugünde ölenlere yas tuttuk. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bazı kitaplar bittiğinde hemen kapatıp rafa koyamazsınız; bir süre durup düşünmeniz gerekir. Okurken sanki bir roman değil de, her gece çayımın yanında oturan bir arkadaşla sohbet ediyormuşum gibi hissettim. Öyle bizden, öyle tanıdık, öyle derinden bir hikâyeydi ki… Hikâyedeki bazı notalar, hatta isimler bile zaman zaman sol yanıma dokundu. İnsan bazen fark etmeden kendi geçmişine temas ediyor satırların arasında. O an içimdeki eski yaraları yokladım; hâlâ acıyor mu diye. Unutmadığımı fark ettim ama artık eskisi kadar şiddetli değildi. Belki de yaşanmışlıkların sonunda insanın kendisiyle yaşamayı öğrenmesi böyle bir şeydi. İyi ki okudum seni Feribe. Bana sadece bir hikâye değil, kendime dönüp bakma fırsatı da verdin.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Günler mi geçti yoksa ben mi içlerinden sürüklendim, bunu ayırt edemiyorum artık. Kelimeler çekiliyor içimden, kendimden bahsetmek yavaş yavaş terk ediyor beni. Heyecan; bir zamanlar damarlarımda dolaşan o telaş.. şimdi adımı bile hatırlamıyor. Umutla zaten hiç anlaşamadık, o hep kalabalıktı ben hep biraz eksik. Sabahlar vardı, eylem bir alarm gibi çalardı içimde, kalkardım. Şimdi susuyor her şey ve ben uyanmakla uyanmamak arasında asılı kalıyorum. Kalabalığın ortasında isimsiz bir boşluk gibiyim. Kendi vatanımda yabancı bir gölge. Beni tarif edenler çok, beni anlayan yok. “Oysa öyle değil” demek var içimde ama kelimeler, çoktan tarafını seçmiş. ... Son zamanlarda az biraz soluklandıran, hoş tebessüm ettiren iki filmde kalsın iz defterimde.. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bir şeyler değişiyor içimde. Heyecan duyduğum, m Merak ettiğim her şey sanki içi boşaltılmış gibi… yavaş yavaş siliniyor. Yerini neyin doldurduğunu bilmiyorum. Bir dönüşümün içindeyim, bundan eminim. Ama bu, güzelleşen bir şey değil. Daha çok anlamını kaybedip yeniden aranan bir şey. Kanatlarımı kestim bir kaç zaman önce. Ne eskisi gibiydim ne de tamamen başka biri. En acısı da bu oldu. Boşlukta süzülen bir hayalet. Yolunu bulacak elbet, sadece zamanını bekliyor. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Çocuktum. Arabanın camından sarkan saçlarım rüzgârla yarışır, yüzüme çarpan serinlik bana dünyayı verilmiş gibi hissettirirdi. Amcam direksiyon başında, hep aynı şarkıyı açardı: Cheri Cheri Lady. Koltuğun yanında İngilizce sözlükler taşırdı. Gözümde çok yakışıklıydı, çok havalıydı… En çok lunaparkın olduğu caddeden geçmeyi severdim. Daha uzaktan başlardı büyüsü; ışıklar göz kırpar, sesler birbirine karışır, hayat orada biraz daha hızlı, biraz daha renkli akardı. Şarkı son ses çalarken, bici bici tezgahları ritme kapılmış gibi sallanır, gondoldan yükselen çığlıklar gökyüzüne karışırdı. O anlarda dünya, sanki sadece dönmek ve gülmek için var gibiydi. Sonra zaman geçti. Sessizce, kimseye sormadan. Amcam yaşlandı. Şarkı sustu, lunapark yıkıldı, o renkli tezgahlar birer birer silindi sokaklardan. Sözlükler durdu belki bir rafın köşesinde; öğrenilemeyen bir dil gibi, yarım kalan bir heves gibi. Bugün eve dönerken, bir arabadan o şarkı sızdı sokağa. Bir anlığına zaman geri döndü sandım. Başımı çevirip baktım; ne o cadde vardı ne o ışıklar ne de o şehir… Ama içimde bir yer kıpırdadı. Anladım ki her şey kaybolurken, o kız kaybolmamış. Hiçbir şey kalmamış gibi hissedilen anlarda bile, içimdeki lunaparkta göz kırpıyor. Ve iyi ki var.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sevgili Kendim, Yık şu duvarları ya da bırak, çürüsün içerden. O kıpır kıpır kuş artık çırpınmıyor, sesini yuttu çoktan. Sızayım dedim… Ama sen çatlaklarını bile ördün kendinle. Herkes için güldün. Bir kendine bakmadın. Herkese ağıt yaktın, kendi yasını boğdun içinde. Sesin vardı, kendine hiç değmedi. Herkese dost oldun, kendine karşı en acımasız düşmandın. Kimse sana senin yaptığını yapmadı. Herkesin umudunu çizdin yüzüne, kendine karanlıklar pay ettin. Kanat mı? Sen uçmayı değil, düşmemeyi öğrendin sadece. Dudağınla yanağının birleştiği yerde bir heves yok artık. Orası çoktan küllenmiş. Kirpiklerine takılan şey aidiyetsizlik değil, kimseye ait olamamanın yorgunluğu. Ve ben kapına geldim defalarca. Her seferinde içeriden kilitledin. İzin vermiyorsun. Çünkü biliyorsun biri girerse dağılacaksın. Oysa… Ben seni öyle çok özledim ki. Ve en kötüsü de sana ihtiyacım var. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Film sahnelerinde aşk mevzularına hiç ağlamadım. Ayrılıklar, kavuşamamak, yarım kalmış hikâyeler… Beni hiç sarsmazdı. Bu yüzden hep aynı damgayı yedim: duygusuz. Sanki kadın olmak, aşklara belirli bir şekilde üzülmeyi zorunlu kılıyormuş gibi. Oysa ben hâlâ çoğu insandan farklı bakıyorum aşka. Benim anladığım, hissettiğim şey ile onların “aşk” dediği şey bir türlü uyumlanmadı. Uymak zorunda mıydı? Değildi. Çoğu zaman bana biraz abartılı, hatta yer yer absürt gelirdi. Ama başka bir şey vardı… Adını koyamadığım, nedenini uzun süre anlayamadığım bir şey. Ne zaman bir filmde ya da bir kitapta “ev” kaybı işlense, bir insan yuvasından koparılsa, sokakta kalma ihtimali belirse içim parçalanırdı. Aşk hikâyelerine tek damla dökmezken, evsiz kalan birine dakikalarca ağlayabilirdim. Bir insanın kapısız kalması, sığınacak bir yerinin olmaması, gecenin bir yarısı bir kaldırımda kalakalması bana ölümden daha ağır gelirdi. Bu tepkinin nedenini bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Benim kalbimi kıran şey, birinin gitmesi değil… Birinin tutunacak hiçbir yerinin kalmaması. Mavi Göz-Sokağa atılmakla tehdit edilen ve kalan çocuklara selam olsun... |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Benim için çok zor bir kitaptın. Ama hiç şaşırtmadın pisliği karşıya attıktan sonra en erdemli bizdik.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bence ham bir kitaptın. Yarısına kadar iyi gidiyordu, merak uyandırıyordu. Ama yarıdan sonra olay örgün biraz dağıldı. Karakterlerin de daha tahmin edilir hareket etmeye başladı. Keşke yazmak için değil de gerçekten yazarak ilerleseydin. Ama yine de, “Sen ve ben hikâyelerimizi bambaşka anlatıyoruz değil mi?” kısmını çok iyi anlatmışsın. |
Çok özelsin içimde bir yerlerde ey şarkı çok.. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ne zaman gitmeli insan? O sınır ne zaman aşılmalı? Bekârken daha mı kolaydır gitmek, yoksa anne baba olunca mı zorlaşır? Kim belirler bu “gitme” eşiğini? Kalmak… Her şeyin yavaş yavaş elinden kayıp gidişini izlemek mi mücadeledir, yoksa çekip gidip yeniden başlamak mı? Kitap boyunca “Ah Elilish” dedim içimden. “Topla aileni ve git,” diye haykırdım. İlla çocuğunun cansız bedenini gördüğünde mi uyanmalı insan diye isyan ettim. Bilmiyorum… Kalmak mı savaşın kendisi, yoksa gitmek mi? Belki de insan bunu hiçbir zaman tam olarak bilemeyecek. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bırak savaş aletlerini. Seni izlediğimi biliyorsun. Karşılıklı sinsice gülüp mesafeyi koruyoruz. Ama ikimiz de biliyoruz; kırılma çok yakın. Sana ruhumu açmam. Fazla yalansın. Sen de zayıflığını göstermezsin; ben fazla sertim. Belki de bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz. İkimiz de en kırık yerlerimizi kibirle saklıyoruz. Uyuşup yok olmak isterken, karanlığımızda çırılçıplak dans ediyoruz. Sanki karanlık bizi saklayabilirmiş gibi. Oysa ikimiz de biliyoruz; karanlık sadece üstümüzü örtüyor, içimizi değil. Yalancısın. Yalancıyım. Ama en tehlikeli tarafı ne biliyor musun? Birbirimizin hangi yeri yalan, ezbere biliyoruz. Yine de oraları sevmekten vazgeçmiyoruz. Kimse anlamıyor. Ritmi sadece biz biliyoruz. Karanlığın içindeki sesleri yalnızca biz duyuyoruz. Çünkü bazı insanlar konuşur, bazılarıysa birbirinin sessizliğini anlar. Biz en çok orada tanıyoruz birbirimizi. En büyük yalancı dürüstleriz biz. Gerçekleri saklamıyoruz aslında; sadece güzel taşıyoruz. Dudağımı ısırıyorum, çünkü gerçekler içimden çıkmak için deliriyor. Ve sen… En çok o anlarda güzel buluyorsun beni. Kendimi tutmaya çalışırken. Dağılmamak için susarken. Gözlerimi kapatıyorum. Ritme kapılmak için değil; gerçekleri daha az görmek için. Ama sen biliyorsun… Gözlerimi kapatsam bile iyi insanlar olmadığımızı. Sadece iyi saklandığımızı. Belki de bu yüzden birbirimizden hiç gerçekten gitmiyoruz. Ne zaman uzaklaşsak, müzik yeniden başlıyor gibi oluyor. Aynı karanlık, aynı bakışlar, aynı yalanlar. Ve en kötüsü ne biliyor musun? Bunun kötü biteceğini ikimiz de biliyoruz. Ama müzik sustuğunda yine ilk birbirimizi arıyoruz. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Her dakikandan nefret ettim. Hem bu kadar itici hem de bu kadar çekici olmamalıydın. Seni izlerken her an içimde bir bulantı vardı. Bir yandan sana yumruk atıp kendine gelmeni istedim. Ringde güçlü yumruklarını defalarca indirirken, seni zorbalayan, aşağılayan ve şiddet uygulayan adamı tek bir yumrukla indirememene çok söylendim. Ama hayatta kalmalıydın, değil mi? Çünkü bu taciz bir anda değil, adım adım gelmişti. Seni yavaş yavaş mahvetmişti. Bu yüzden sona geldiğimizde, içimizde boşaltılmış bir kabuktan başka bir şeye dönüşmemiştik. Onu bunu bilmem ama seni bir daha izlemem, Christy. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ben bu hikâyeyi bir yerden biliyorum dediğim anda pat diye başka bir pencereye geçtin. Benimle kedi fare oyunu oynar gibi oynadın. Tebrikler! Duygusal olarak tam yakalandığım yerden şüpheye düşürdün; şüpheye düştüğüm yerde “tamam, sakin ol, her şey yolunda” dedin. “Tamam, normal” derken taşları yeniden dağıttın. Yapboz parçaları gibi dağıttığın o anlar, sihirbaz gibi yaptığın yanıltmalar… Hepsi çok yerindeydi. Kitabın sonunda gerçekten “Aaa!” diye kalakaldım. Muhteşemdin, Taş Kağıt Makas. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hayatımda yaşanmış bazı şeyler var. Bazen öyle bir an geliyor ki; deterjanları, leke çıkarıcıları alıp her şeyi temizleyesim geliyor. Defalarca çitilemek, o lekeleri söküp atmak istiyorum. Bir yanım onların beni olgunlaştırdığını düşünüyor, diğer yanım ise onlardan nefret ediyor. Ve biliyorum; sevgisizliğin zıttı nefret değildi. Belki de bu yüzden hâlâ bazı anıları silemıyorum. İnsan nefret ettiğini değil, içinde kalan şeyi tekrar tekrar yok etmeye çalışıyor. Yine de o muhteşem hatalarımı seviyordum. Hatta özlüyorum onları. Çünkü acı bile yaşadığımı hissettiriyordu. Şimdi ise geriye yalnızca büyük bir boşluk kaldı. Sessiz, soğuk ve kıpırtısız bir boşluk. İnsan bir süre sonra acıyı bile arıyor. En azından kalbin hâlâ çalıştığını hatırlatıyordu. Keşke yine buluşsak; terk edilmiş bir binanın çatı katında mesela. Bütün karanlıklarımızı koysak ortaya. Utansak, iğrensek, birbirimizin yüzüne en çirkin gerçekleri söylesek. Kendimize kızsak, hatta biraz kırılıp dağılsak… ama sonunda yine de insan olarak kalksak o masadan. Çünkü bazen affedilmekten çok, gerçekten görülmek istiyor insan. Şimdi derimin üzerindeki o dikiş izlerini okşuyorum. Bazıları kapanmış gibi duruyor ama içten içe hâlâ sızlıyor. Ve ben uzun zamandır yaşıyor gibi hissetmiyorum. Sanki sadece günlerin içinden geçiyorum. Bugün biraz canım acıyor. Ve hayat bugün fazlasıyla sıkıcı geliyor. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:07. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Copyright ©2019 - 2026 | IRCRehberi.Net