![]() |
Düş(me)ler [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Mutsuz muyum? Hayır. Yine de ne bilim, öyle işte… İçimdeki kırılmışlığa çare bulamıyorum sadece... Gecenin bir yarısı uyanıp, sokak lambasının yansıdığı duvara bakıyorum anlamsızca. Gittikçe duyarsızlaşan benliğim acı çekiyor. Kalbim gittikçe soğuyor. Mezarına koyamadığım bir hayalet gece olunca uyanıyor. Acımasızca cirit oynuyor rüyalarımda. Ölsen haberi olmayacak birine nasıl olur da kırılıyorsun demiş Nazan Bekiroğlu. Orada susuyorum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sen ne güzel şiir gibi kokan bir filmdin. Duru, yalnızlık kokan, az biraz umut dağıtan ama hep sonu ölüme çıkan. Güzel bir masaldın, tekrar şans veren. Tam, tam oldum derken yine yarım kalan. Geceme ne güzel geldin, buruk bir acı ile. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Teoman'ın "bakma bana" ile başlayıp Sena Şener'in "bak bana" ile biter bu işler. Anlamazsın nasıl yabancı olduğunuzu birbirinize. Sonra kabuğun kalır da insanlar sana huysuz, anlaşılmaz, soğuk diye etiket koyar. O yüzden vaatler verirken ve alırken dikkat etmek gerek. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Küçük Ağacın Eğitimi ve Zorba'dan sonra açık ara lezzet aldığım bir kitap oldun. Ve keşke seninle ilgili hafızam silinse ve tekrar seni okusam. Zihninin yetmediği yerde sadece bilmek istiyorumu öyle saf ve yürekten diledin ki fazlası verildi sana. Zekan öyle ulaşılmaz yerlere geldi ki bir günde yeni bir dil, üç günde yeni bir enstrüman öğrenir hale geldin. Ama duygusal zekan aynı düzeyde ilerlemeyince nasılda ruhsuz bir taşa döndün. Hiç sekmez hızla gelen hızla gider, hızla yükselen hızla düşer. Sende aynı oldu. Hızla zekan uç noktalara ulaşırken geri çekilmesi, eski hale dönmesi aynı hızla oldu. Ve üzüldüm. Zekan her gün geri çekilirken ki acını, çaresizliğini yüreğimde hissettim. İyi ki tanıdım seni Charlie. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bazen oluyor. Dünyayı izlerken, hayatın yanımdan sessizce geçip gittiğini hissediyorum; elleri cebinde. Hiçbir tepki vermeden ördekleri izliyorum. Sonra arkasından bakıyorum meraksızca. Sonra hayatı izlemeye devam ediyorum. Sanki onca şey yaşanmamış, sanki hiçbir şey içime oturmamış gibi. Bazen Füruğ Ferruhzad’ın sesi düşüyor aklıma: “Nasılsa büyüdü kalbimin yarımlığı.” Ardından fısıldıyor: “Hiçbir yarı, tam edemedi yarımlığımı.” Ben, yarımı mı arıyordum, yoksa elimdekileri tam etmeye mi çalışıyordum, bilmiyorum. Bildiklerim az: İçimde, hayatın kaçıp gittiğine dair bir telaş var ve ona hâlâ bir çare bulamıyorum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] İzlenecekler listemde neden vardınız inan bilmiyorum. Fakat ikinizde çok kötüydünüz. Elimden gelse hafizamdan silip, unuturdum. Darısı diğer muhteşem kötü seçimlerime:banane: |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yıllar geçti. İlk kez suratsız yüzünü gördüğüm gün 1 Ocaktı; hatırlıyor musun? Yılbaşını kutlayanlar hâlâ uykudayken, sokaklarda yalnızca sessizlik dolaşıyordu. İstanbul, terk edilmiş bir şehir gibi duruyordu ve ben o hâlini acemi bir sevgiyle izliyordum. Kadıköy’deki bir çiçekçinin önünde durup, bir gün kendime düzenli olarak çiçek alacağıma söz vermiştim. Ve ben o sözü tuttum yıllarca. Kimse bilmeden. Yıllar sonra karşında durmak tuhaftı. Sen benim ergenliğimdin; babamdan sonra ilk sevdiğim erkek. Sayfalar dolusu günlüklerim, yağmurdan kaçıp saçak altlarında saklanan öpücüklerim… “Beni başka biri de sever mi?” diye içimden geçen ilk umut sendin. Kendimi ilk seninle insanlara açtım; dünyaların kapısını ilk senin kitapların araladı. Hem ilk keşiflerimdin, hem de babamdan sonra kendimi eksik ve değersiz hissettiğim yer. Aramıza yalnızca zaman girmemişti. Hayatlar girmişti, insanlar, şehirler, başka ihtimaller… Sana sessizce bakarken bunu gördüm. Ne kadar büyüdüğümüzü, ne kadar yol aldığımızı. En çok da artık o iki yaralı çocuk olmadığımızı fark ettim. İçim burkuldu. En çok onlar için. Ne kadar korkak, ne kadar masum, ne kadar çaresiz ve birbirine muhtaçtılar. Şimdi durduğumuz yerden bakınca, bütün o kırılganlığa rağmen ne kadar güçlü olduklarını da görebiliyordum. Ağlamak istedim. Sana sarılmak… Ama o istek sana değildi aslında. O günkü iki yaralı çocuğaydı; incinmeyi öğrenmiş, kendini koruyamayan hâllerimize. Yine de sizinle gurur duyuyorum. Her şeye rağmen bu savaştan kendinizi inkâr etmeden, yaralarınızı saklamadan ve sararak çıkabildiğiniz için. 18 Aralık Bir Yalova gününden.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Kahvaltı hazırlarken bir kase şekeri elimden düşürdüm. Beyaz tanecikler mutfağın her köşesine dağıldı. Olduğum yerde durup baktım onlara; sessizce, uzun uzun. Sonra ağladım.Bir çocuk gibi. Biri görür mü demeden. “Dağıldı her tarafa,” dedim hıçkırıklarımın arasından. “Bu kadar taneyi nasıl toplayacağım şimdi?” Mevzu hiçbir zaman şeker değildi. Ama ben yine de şekerin dökülmesine ağladım. Bazen olur öyle, bir kase şekere dünyan yıkılır. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] İnsan, önce kendiyle mutlu/mutsuz olmayı öğrenmeliydi. Sonra, başkalarıyla mutlu/mutsuz olmaya cesaret etmeli. “Kendini sev” demiyordum; ama kendinin farkında ol. Eksiklerini, kusurlarını tanı ve ancak ondan sonra başkasını misafir et. Ne seni ziyan etsin, ne de kendini. Ne güzel kitaptın sen. İçinde taşıdığın duygunun ağırlığından mı, yoksa benim ruhumun çıkmazlarından mı bitişin uzadı, bilmiyorum. Ama yine de, incelikle işlediğin duyguları sevdim. Zarif ruhlar, hayatta en çok üzülenler olur. Belki de bu yüzden en derin izleri onlar bırakır. Şimdi seni, buruk bir hüzünle mazinin rafına bırakıyorum... |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Kapsül Nesli’ni izlemek, internette yapay bir rahimde büyüyen kuzunun görüntüsünü gördükten sonra izledim. Bu iki sahne zihnimde değil, bedenimde yankılandı; ürperdim. Mümkün olan her şeyin kabul edilebilir olmadığı bir eşikteyiz artık. Bir yaşamı kendi bedenimde taşımadan var etmeyi, bir kadın olarak içimde barındıramıyorum. Zihnim itiraz ederken, bedenim çoktan karşı çıkmıştı bile daha gerçek olmadan. Umarım o nesli görmem. Çünkü acının dışlandığı, bedenin susturulduğu bir dünyada, insanın hayatta kalması değil, direnmesi gerekir. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bilen bilirdi, ben halamı hiç sevmezdim. Ergenlik dönemimde, saygının ne olduğunu bilmeden, onu defalarca evden kovmuşluğum çoktur. Oysa bu öfkenin sebebinin, yetişkinliğimde annem olduğunu öğrenmek, insanın kendine sessizce acıması gibi bir şeydi. Zamanla halamla aramdaki bağ, her gün metroda karşılaştığım insanlardan bile daha yabancı bir yere düştü. Oysa çocukluğumun kuşkusuz en büyük şahidiydi. Eşi demiryollarında çalışırdı; bu yüzden İskenderun’da bir lojmanda yaşarlardı. Ben de bir süre onlarla kaldım. Akşam sefalarının zarif açılışını ondan öğrendim mesela. Sabahları pideleri küçük küçük ayırıp içine çilek reçelinin tanelerini koymayı onunla sevdim. İlk kömbe kurabiyeyi ondan öğrendim; bulaşık yıkarken bardakları ayrı tutmayı da. Beyaz inciri siyaha tercih etmeyi de. Ama büyürken annem çocukluğumu ve halamı unutturdu. Kendi aile sorunlarını benim kişisel meselelerim haline getirip, ondan nefret etmeme sebep oldu. Yine de her yaz Tekir Yaylası’na gider, elini öperdim. Her gidişimde biraz daha yaşlandığını görmek, içimde adı konmamış çığlıklar uyandırırdı. O yaşlandıkça ben çocukluğumu hatırlamaya başladım. Çocukluğumla yeniden barıştığımda, halam geldi aklıma. Dedim ki içimden; bir grup çocuğu halam adına sevindireyim. Hazırlıklar yaptım. Çocukların sevinçten çıldıracağı şeyleri topladım ve halam adına dağıttım. İçimden, hem ona hem çocukluğuma, usulca “özür dilerim” dedim. Ve ardından ölüm haberini aldım. Bazı yüzleşmeler geç gelir. Bazı kabullenişler de. Ama insan, affettiği yerden sonra yas tutabiliyor. Ya da yas ile affedebiliyor. Ben halamı en çok, onu artık suçlamadığımda sevdim. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] G. Alizade “Nereye gidiyorsun? Kendinden mi kaçıyorsun? Gökyüzü her yerde aynı renk…” demişti. Bir zamanlar en güvenli yeri aradım. Önce şehrin en tepesinde bulurum sandım. Sonra vazgeçtim; bir dostun sofrası daha güvenli geldi. Ondan da doyunca, aile yuvasıdır diye bir not düştüm içime. Yanılmamıştım. Her bulduğum, kendi zamanında doğruydu. Çünkü insan, o anki ihtiyacıyla seçiyor sığınağını. Ama şimdi, bu yaşta ve bu durakta, anlıyorum ki her şey insanın içindeymiş. Cehennem de oradaymış, cennet de. Güven de, kaos da. Kendimden kaçmayı bıraktığımda dünya yavaşladı. Gürültüsü azaldı. Ne zaman kendimden uzaklaşıp yine kendime döndüm, işte o zaman yuvaya kavuştum. Ne zaman önce kendi açlığımı fark edip doyurdum, sofralar da ancak o zaman tamamlandı. Nev’in şarkısında dediği gibi: “Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım. Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm. Kendimi savunurken en çok ben hançerlemişim.” |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bir zamanlar söylediğim o cümleyi hatırladım: Bile bile düştüm sana demiştim. Çünkü insan bazen düşeceği yeri bilir ve yine de yürür oraya. İnkâr etmedim. Kendimi kandırmadım. Şimdi aynı açıklıkla söylüyorum: Bile bile kaldırdım kendimi senden. Bu sabah, seçtiklerimin hesabını ödediğimi derinden hissettim. Uyandım ve bitmişti. Sıkı sıkı tuttuğum o bağı artık hissetmiyordum. Bu bir kaçış değil; içimde sana ait olan yeri yerine koyup, üstünü örtmeden, incitmeden kapatmak sadece. Kanattığım dalların için, seni değil kendimi seçtiğim için üzgünüm. Bahçelerimdeki sen çiçeklerinin solmasına izin verdiğim için de. Zamanımız bittiğinde şunu gördüm: Ben seni derinden sevmiştim, sen ise beni bir geçiş cümlesi olarak kullanmıştın. Pişman mıydım? Hiç. Hem de hiç. Senin her detayını sevmek çok güzeldi. Sana gülüşlerimi vermek, içimi saklamadan açmak çok güzeldi. Bekledim. Kolay değildi içimde solman. Ellerim kaynarken o bağı nasıl tuttuğumu sadece aynalar biliyor. “Nasıl geçireceksin?” dediklerinde, bir durakta beklemek gibi geçmesini bekleyeceğim demiştim. Yağmurlar yağdı, güneşler ısıttı. Otobüsler defalarca geçti. Ve soldu işte. Şimdi durduğum bu sabahta rengin soluk. Hislerim minnete dönüşmüş durumda. İçimde bir sızı yok; sessiz bir teşekkür var. Öğrettiklerin için. Bende bıraktıkların için. Bittiğin hâlinle kaldığın hâlin arasındaki fark için. Ve bu sabah fark ettim ki, ilk kez içimde kimse eksik değil. 9 Ocak a sevgiler. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ahmet Ümit’in Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda hissettiğim hayal kırıklığını, umarım sende yaşamam Sevgili İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi. Senden beklentim var. “İyi” olmanın ne olduğu bize yavaş yavaş, ince ince öğretildi yıllardır. Sesimizi kısarak, itiraz etmeden, fazla soru sormadan… Uyum sağlamak erdem sayıldı, sabretmek olgunluk. Sevmenin, çalışmanın, susmanın sınırları hep onlar tarafından çizildi ve biz buna karakter dendiğini sandık. Sandık ve yıprandık. Ben artık iyi biri olmaya çalışmıyorum. İyi şeyler yapma telaşım da yok. Ama ne olduğumu, nerede durduğumu biliyorum. Bu sessiz farkındalık bana yetiyor. Ve bu hâlimle, sakince mutluyum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Tam köşeyi dönüyordum. Bir şey söylemek için arkamı döndüğümde yoktu. Karanlık sokakta tek başıma kalmıştım. O an içimde bir poyraz esti; her şey buz kesti. Derler ki sevginin, değerin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır. Onun korkaklığına dair tuttuğum bütün kayıtlar o anda içimden sökülüp atıldı. Tebrikler, artık kaydınız silinmiştir. Kimseye bir şey vermezdim; herkes kendi kazanırdı bende yerini. Ve sen, korkaklığınla, kaydını kendi elinle dışarı attın. Bazı insanlar kaybedilmez. Kendilerini kaybettirirler. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:43. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Copyright ©2019 - 2025 | IRCRehberi.Net