![]() |
|
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hissedilen herşeye cümle kuramıyor insan. Çok güzeldin. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Eski neşemizi konuşalım mı? diye mail atmışsın. Mailin bütününü okumadan, “eski neşemizi” kelimelerine takıldım. Ve içimden, kaç yıl oldu konuşmayalı diye geçirdim. En son 2014'te tiyatro izlemiştik, hatırlıyor musun? O gece kalbimizdeki heyecanı, umudu hâlâ hissediyorum. Sonra ne oldu? Hayat girdi aramıza. Hayat bana adil davranmadı, bunu biliyordum. Ama sana nasıl davrandığını hep merak ettim. Hangi köşe başında dizin kanadı acaba? Hangi merdivende oturup kaldın da dalıp gittin? Sen de hiç cebini kontrol edip umutsuzluğa düştün mü mesela? Kimlerden kovuldun? Ya da kimler seni kendi sofralarına buyur edip büyüttü? Şimdi sen “eski neşemizi” deyince ben bir oturakaldım kenarda. Çay içiyordum, boğazımda kaldı. Sabaha kadar üşüdüğümüz o geceyi hatırlıyor musun? Ben, “Tamam, bu kadar. Bu şehri terk ediyorum.” dediğimde, titreyen gözlerle bakıp, “Hadi, bunu da atlatabiliriz. Önce kitap alalım sana, kendine gelirsin.” demiştin. Odun yerine kitap almıştık bana. Ben çok şeyimi kaybettim, biliyor musun? Kocaman, çorak bir şehirde kendimi yeniden kurmaya çalışıyor gibi hissediyorum. Bana hep, “Bunu da mı biliyorsun?” der dururdun. Sonra bildiklerimi herkese anlatırdın ya... Ben, bile bile bilinmezlerin içinde kayboldum. Şimdi gerçekten bir ara oturup eski neşemizi konuşalım mı? Belki o konuşmada, yeniden ben kimdim hatırlarım. Kim bilir? |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Yeni karakterlerle tanıştım sevgili kendim. İzlediğimden beri Jill'i hâlâ tebessüm ederek düşünüyorum. Uzun zamandır romantik film izlememiştim. Jill'i öyle güzel yazmışlardı ki hayranlıkla izledim. Yasını, hüznünü, neşesini böyle fütursuzca yaşamayı unutalı hayli zaman olmuşken, Ben de kendi içimde hüzünlendim. Sansür uygulamadan en son kimle ne konuştum diye düşündüm. Engel koymadan en son kime kahkahalarla güldüğümü unuttum. Bazen durduğum yerde “Nereye gidiyorum ben?” diye düşünür oldum. Yaslarımı bastırmaktan balinalara dönmüşken, yaşamamıza da izin vermeyen bir hayatın içine sürüklendiğimiz gerçeği bir parça yaralıyor beni. Ben mi sürüklüyordum, zaman mı, emin olamıyordum. Bir süredir korkarak yaşadığımı da daha çok fark eder oldum. Ne kötü. Ruhumla bedenim arasında boğulmuş, beni hangi zaman yeşerteceğimi ya da hangi çayırda özgürce coşturacağımı bilmiyorum. Ama içerde bir yerde hafifçe yanan ışığa dokundun sevgili Jill. Şu sıralar sıkılgan hayatıma güzel bir tebessüm oldun. Teşekkür ederim, sevgili Jill. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Uzun zamandır ilk kez yokluğunu düşündüm. Bana hep derdin ki, “Senin zihnin hep yalnızlık çekecek.” Dalga geçerdim bununla. Ben kalabalık bir insanım sanırdım kendimi. Etrafımda insanlar oldukça yalnız kalmayacağımı düşünürdüm. Meğer insanın etrafında ne kadar insan olduğu, zihninin ne kadar yalnız kalacağını değiştirmiyormuş. Birkaç gün önce komik bir şey oldu. Yeni keşfettiğim bir şarkıyı birine atmak istedim. Atacak birden fazla insan vardı. Ama kimseye atamadım. “Baksana,” diyeceğim herkesin ya bir süre sonra unutacağını ya da dinleyip geçeceğini düşündüm. Bir şey anlatmış olmanın, karşı tarafta küçücük bir iz bile bırakmayacağını hissettim. "Şu filme baksana,” diyeceğim insanlar da vardı. Ama kim bilir, kimi hayatının telaşından, kimi zihninin duvarlarından başını kaldırıp bakmayacaktı bile. Oysa sen öyle değildin. Birçok şeyimi beğenmezdin. Sabah sabah gönderdiğim bir şarkıya, “Bu mu dinlenir? Berbatsın,” derdin. Ama dinlerdin. Bir film gönderirdim, “Bu film için verdiğim dakikalara lanet olsun, dostum,” derdin. Ama izlerdin. Bir şey gönderirdim, “Bence bu yetersiz. Şurası eksik, burası olmamış,” derdin. Benimle aynı şeyi düşünmezdin belki. Hatta bazen gönderdiğim şeyden hiç hoşlanmazdın. Ama üzerinde düşünürdün. Birkaç dakikalığına da olsa benim dünyama girerdin. Şimdi anlıyorum; galiba insan her zaman kendisiyle aynı şeyleri seven birini aramıyor. Bazen yalnızca, “Baksana,” dediğinde gerçekten bakacak birini arıyor. Bir şarkıyı birlikte sevmek değil belki mesele. Senin sevdiğin şeyi sevmese bile, neden sevdiğini merak etmek. Bir filmi beğenmek değil; senin neden o filmi izlemek istediğini önemsemek. Belki senin “Senin zihnin hep yalnızlık çekecek,” derken kastettiğin buydu. Çünkü insanın zihni, etrafında insanlar eksildiğinde değil; içinden geçenleri bırakacak bir yer bulamadığında yalnız kalıyor. Ve ben son zamanlarda içimden geçenleri kimseye bırakmadan yaşamaya başladım. Bir şarkı içimde kalıyor. Bir film içimde eskiyor. Bir cümle, bir düşünce, bir heyecan… Hepsi dönüp dolaşıp yine bana geliyor. Gittikçe çürüdüğümü hissediyorum. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Nefret ediyorum tetiklenmekten. Bazı kitaplar insanın öyle bir can damarına dokunuyor ki… İçimdeki kırgınlığı öfkeyle bulayıp etrafımdaki insanları kızartmak istiyorum. Julian, mahvettin beni. Aklıma hep anneme olan öfkemi getirdin. Bir yetişkinin kendi ihtiyaçları uğruna çocukları kullanmasından nefret ediyordum. Sonra bir de bunu “senin iyiliğin için” diye kılıfa sokmaları var. Çocuğun iyiliği kendi ihtiyaçlarının kılıfına sokmanın en parlak bahanesi. Ne istediniz ki bizden? Ne istediniz ki çocuk hallerimizden? Sevilme ihtiyacımızla ne güzel oynadınız. Bunu yaparsan severimlerle. Sadece var olduğumuzun görülmesine duyduğumuz ihtiyacı bile nasıl da kendi kötü niyetlerinizle bulandırdınız. Büyüyünce bana bakacak diyerek merhametimizi kavanozlarınıza ne güzel biriktirdiniz. Ama en çok da sana kızamıyorum, Julian. Çünkü sen çocuktun. Bir yetişkin senin iyiliğin için dediğinde, gerçekten senin iyiliğini düşündüğüne inanacak kadar çocuktun. Sana zarar veren insanın aynı zamanda seni koruması gereken insan olması ne büyük bir çaresizlik… Çocuğun güvenmekten başka çaresi yokken, o güvenin kendisine karşı kullanılması ne korkunç. O kadar kırbaçtan sonra “iyiliğim için yapıyor” dedin ya, hüngür hüngür ağlamaya başladım, Julian. Bana katlanmak zor. O yüzden zorlandığı için sandığa kapattı beni dediğin anda içimden yıkılsın bu dünya demek geldi. Kurguda olsan bile lanet ettim dünyaya. Oysa sen sadece var olmak, sevilmek istemiştin. Yetişkin insanlardan bazen iğreniyorum, Julian. Senin sağlık sigortası paranı yerken, senin küçücük kıyafetlerin içinde hapsolmanı izlemek ölüm gibiydi. Bir kez daha yetişkin dünyasından nefret ettim. Ve özür dilerim. Saflığınla bu kadar oynadığımız için. Merhametini parçaladığımız için özür dilerim. Bir çocuğun yalnızca sevilmek istediğini bile bile, sevgiyi ona bir bedel gibi ödettiğimiz için özür dilerim. Sana güvenmeyi öğretenlerin, o güveni sana karşı kullandığı bir dünyada büyümek zorunda kaldığın için de özür dilerim. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Güzel bir parça bıraktım sana, fotoğraf. Sırt sırta oturulmuş çimenler, utanılan öpüşler… Sabaha kadar edilen sohbetler, ağız dolusu kahkahalar. Güzel bir koku bırakıyorum boynuna. Sen de avuç içlerime bırak öpüşlerini. Aldım verdim oyununda başa baş geldi ayak uçlarımız. Başımı yerden kaldırıp gözlerine baktığımda bir orman gördüm. O ormanda kuş gibi hissettim kendimi. Ne ölecek kadar sıkı, ne kaçacak kadar serbest. Heybem seninle de mis koktu. Dudağımda bıraktığın ıslaklıkla… Bir varmış, bir yokmuş. Tek bardak olsa da iki dudak izi vardı. Görebilene. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ayağımdaki ince topuklular ayağımı vurmuştu. Onları çıkarıp yalın ayak yere basmayı aşeriyordum. Her kadının dolabında, kurtarıcısı bir siyah elbisesi ve bir çift inci küpesi olmalıydı. Saçımı kulağımın arkasına alırken tam da bunları düşünüyordum. Hangi kadının bir çift inci küpe ve kıvrımlarını saran siyah bir elbiseyle enerjisi yükselmezdi ki? Yoksa bütün o dış katmanlar yalnızca bir bahaneydi de asıl mesele, dişil enerjini karşı tarafa hissettirebilmek miydi? İnsan bir süre sonra, kendisinde olanı hak edecek insanları da özenle seçmeyi öğreniyordu. Bir keresinde, “Karşı taraftan ne istiyorsun?” diye sorulduğunda söylediklerimin ardından, “İyi de, bunlar sende var mı?” demişti. Güzel dudaklarımla yandan gülüp bir kaşımı kaldırmıştım. “İnsan, kendinde var olanı bilir ve ister.” Anlamamıştı. İnsanların bilinç seviyeleri farklıydı. Üzerinde durmamıştım. Uzaktan beni gözleyen adama bakarken bunları düşünüyordum. Birazdan yanıma gelecekti, biliyordum. Aşırı nezaket kuralları içinde nazik olacaktı. Ben de onu, beynimin kurduğu bir takım küçük sınavlardan geçirecek ve muhtemelen sınıfta bırakacaktım. Sonra o nezaket soyulacak, yerini gerçek yüzüne bırakacaktı. Sahi, insanlar gelirken mi gerçek karakterlerini gösterirdi, giderken mi? Güldüm. Eğer ortada gerçekten bir güzellik varsa, sabrın ölçüsünde sunulurdu. Çünkü insanın asıl hâli, istediğini elde ederken değil; beklemek zorunda kaldığında ortaya çıkıyordu. İşte o zaman gerçek olan dökülüyordu ortaya. Adama başımla selam verdim. Topuklularımı çıkardım. Ve kalabalıktan yalın ayak ayrıldım. Dün'e dair.. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Özlem belki de hayatımda baş edemediğim ender duygulardan. Ağırlığını boğazımda hissettiğimde O insanı, o mekânı, o şehri terk edesim geliyor. Bir keresinde birini özlediğimde bin beş yüz sayfa kitap okumuştum. Bittiğinde o duygu hâlâ oradaydı. Gecenin ikisinde bin kilometre yol gitmiştim de o duyguyu atamamıştım. Geçmiyor o leke bir türlü. Çitiledikçe dağılan, dağıldıkça daha çok yayılan bir leke. O duyguyu akışa bırakamıyorum. Parçalara ayırıp anlamlandıramıyor, kendimi sakinleştiremiyorum da. Ne kadar uğraşsam da elimden bir şey gelmiyor. Utanmadan bir kaldırıma oturup ağlayacak kadar da düşebiliyordum bazen. Tıksırıncaya kadar yiyip sonra kusacak kadar da doluyordu içim. Yine de geçmiyordu. Dedim ya, kara bir leke gibi dağılıyordu her saniyeme. Elimi nereye sürsem orada izini buluyordum. Katlanılması zor, bedene yayılan, insanı kendi hayatından bile uzaklaştıran bir duygu bu. Silmeye çalıştıkça daha çok bulaşıyor. Kaçtıkça peşinden geliyor, sustukça içeride büyüyor. Bazen insanın kendi hayatında kendine bile yer bırakmıyor. Çaresizce, ben bu duyguyla ne yapacağımı hiç bilemedim. Belki de bu yüzden insandan bir an önce gitmek istiyorum. Ondan değil yalnızca; onun bende bıraktığı yerden de. Çünkü bazı özlemler insanı birine değil, kendisinden uzak bir yere götürüyor. Şimdi on beş kilometre yürüyüp ulaştığım bu yerde bile içimdeki o duygudan kurtulamadım. Manzara güzel, hava dingin, su kendi hâlinde. Bir tek ben, içimde bir türlü durulmayan şeyle baş başayım. İnsan bazen bir yere değil, kendinden uzaklaşmaya gidiyor. Vardığı yerde yine kendine rastlıyor. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:17. |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Copyright ©2019 - 2026 | IRCRehberi.Net