Tekil Mesaj gösterimi
Alt 03 Eylül 2026, 17:59   #1
Boketto Editör
✓
Boketto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart Gündüz Düşen Ay

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Gündüz Düşen Ay


​Geçen gün bir yürüyüş sırasında arkadaşım aniden başını gökyüzüne kaldırdı.
Sesi hem şaşkın hem de çocuksu bir merakla doluydu: "Şu bulut parçasına bakar mısın? Ne kadar da aya benziyor..."

​Gözlerimi onun baktığı yere çevirip gülümsedim.
"O bir bulut değil ki, zaten Ay’ın kendisi," dedim.
Bakışları benden gökyüzüne, gökyüzünden tekrar bana kaydı.
"Nasıl yani?" dedi bocalayarak, "Ay sadece geceleri çıkmaz mı?
Gündüz vakti ne işi var gökyüzünde?"

​Gerçekle o an, benim tek bir cümlemle yüzleşti.

Yüzünde tarif etmesi zor bir ifade belirdi; şaşkınlığının ardından gelen o derin, sessiz mahcubiyet... "Aa, öyle mi? Ben sadece geceleri çıkıyor zannediyordum," diyebildi cılız bir sesle.

33 yaşında, koca bir ömrü geride bırakmış bir insanın, gündüz vakti de Ay’ın gökyüzünde var olabileceğini ilk kez öğrenmesinin mahcubiyetiydi bu.
"Nasıl olur da bu yaşıma kadar bunu fark etmem?" der gibi bakıyordu yüzüme.

​Onun bu haline şaşırdım ama üzerine gitmedim.
"Nasıl bilmezsin?" deyip o mahcubiyeti büyütmek istemedim.

Ama o an, derin bir düşünce denizine daldım.
Kendi kendime sordum: Bir insan, başının üzerinde her gün tekrar eden bir mucizeye 33 yıl boyunca nasıl bu kadar yabancı kalabilir?

​Aslında cevap, arkadaşımda değil; hepimizin içine düştüğü o amansız hayat koşturmacasında gizli.
O kadar büyük telaşlara kapılıyoruz, zihnimiz geleceğin kaygılarıyla ve günlük hayatın küçük detaylarıyla o kadar doluyor ki; başımızı kaldırıp yukarı bakmaya vaktimiz kalmıyor.
Adımlarımız hep bir yerlere yetişmek için hızlı, gözlerimiz hep yerdeki engellerde...

​Fakat bu sitemi sadece arkadaşıma ya da başkalarına çıkarıyor değilim.
Aslında onun o anki mahcubiyeti, bir ayna olup benim de yüzüme çarptı.
Bugün o, benim uyarım ile gündüz vakti gökyüzündeki Ay’ı fark etmiş olabilir; ama kim bilir ben her gün yanından geçip gittiğim neleri kaçırıyorum?
Hangi çiçeğin açışını, hangi ağacın yaprak döküşünü ya da burnumun dibindeki hangi güzelliği zihnimin karmaşası yüzünden teğet geçiyorum?
Kendimi de bu mahcubiyetten asla azat edemiyorum.

​Belki de yapmamız gereken tek şey, birbirimize veya kendimize bilmişlik taslamadan, sadece biraz yavaşlamak.
Yürürken adımları bir yere varma telaşından kurtarmak, yürüyüşün kendisini bir durma durağı saymak...
Zihni birkaç dakikalığına da olsa ekrandan, dertten ve planlardan arındırıp etraftaki bir ağaca, rüzgarın sesine ya da gökyüzüne teslim etmek.
İnsan, doğanın bir parçası olduğunu ancak onun ritmine mütevazıca ayak uydurduğunda hatırlıyor.

​Yine de şaşkınlığımı üzerimden atabilmiş değilim.
İnsan da doğanın bir parçası, gökyüzündeki Ay da... Aynı özden gelirken, aralarındaki bu kopuş ne zaman bu kadar büyüdü? Araya hangi sahte telaşlar girdi de bir insan doğduğu günden beri tepesinde duran gökyüzüne bu kadar yabancılaştı?

​Düşündükçe içimden sadece tek bir şey geçiyor:
Vay be... Ne ara bu kadar değiştik, ne ara dünyayı ve kendimizi unutacak kadar uzaklaştık doğadan?


İmza: Boketto
________________

Ihlamur kadar da olsa
iyi gelmeyeceksen bir insana
hiç yoluna çıkma.