Ve Perde..! (10-ilk perde kapanıyor)
Galiba alışıyordum yavaş yavaş... Geçmemişti belki o sızı ama onunla yaşamaya alışıyordum. Artık eskisi kadar isyan etmiyordum. Geceleri, yine aklıma fazlasıyla düşüyordu... Ama, yüzüm gülerek anmayı öğrenmiştim sanırım. Ne güzel söylemiş üstad;
^Varlığının coşkusu da çok güzeldi, yokluğunun acısı da hiç fena değil hani!^
Gidip, Tecrübe'ye teşekkür etmek istedim. Vurdum kendimi yollara. Nereye olacak? Tabii yine Heybeli sahiline. Deniz havası iyi geliyor. Biraz derin soluklarla çektim limanın kokusunu içime. Bunu da Tecrübe'den öğrenmiştim. Ne kadar da haklıymış.
Bak! yine aynı bankta oturmuş, mehtaba dalmış. Hani şu pantolonunun paçaları kıvrık olan, hani balıkçı bereli. Hani saçına sakalına aklar düşmüş, parkasının düğmeleri kopuk...
Yaklaşınca tanıdı beni.
-'' Ooo evlat, hayret! Bu defa elin boş gelmemişsin'' , dedi gülümseyerek. Ve devam etti;
''Ne o! Yoksa veda zamanımı?
Yanımda getirdiğim kırmızı şarabı uzattım ona. Mantarını, alırken açtırmıştım.
''Bir süre buralarda olmayacağım. Sana teşekkür etmeye geldim. Sayende alışmayı öğrendim.'' dedim.
Elimden aldığı şişeyi tek nefeste yarıdan aşağıya indirdi.
''Zaman, belki unutturmuyor ama alıştırıyor işte evlat... Kimileri buna pişmek, kimileri büyümek diyor.
Çocukken büyümek ne kadar güzel görünürdü değil mi?
Sanki bütün sorunların çözümü büyümekteymiş gibi...
Bir an önce yetişkin olmak isterdik.
Kimseye hesap vermemek.
İstediğimiz yere gitmek.
İstediğimiz şeyi yapmak.
Kendi kararlarımızı vermek...
Büyümeyi özgürlük sanırdık.
Ama kimse bize
özgürlüğün beraberinde
sorumluluk da getirdiğini söylemedi.
Kimse bazı hayallerin
büyüdükçe küçüleceğini anlatmadı.
Kimse insanların,
söyledikleri gibi çıkmayacağını
öğretmedi.
Çünkü çocukluk biraz da inanma çağıdır.
İnsanların iyi olduğuna inanırsın.
Verilen sözlerin tutulacağına inanırsın.
Sevginin her şeyi düzelteceğine inanırsın.
Belki de çocukluğu değerli yapan şey budur.
Henüz dünyanın
bütün ağırlığını tanımamış olmak...
Sonra yıllar geçer.
Hayat seni yavaş yavaş eğitmeye başlar.
Bazen bir dostlukla.
Bazen bir ayrılıkla.
Bazen bir aşkla.
Bazen de hiç beklemediğin
bir hayal kırıklığıyla.
Ve fark edersin ki
büyümek aslında yaş almak değildir.
Büyümek, bazı gerçeklerle tanışmaktır.
Her şeyin istediğin gibi gitmeyeceği gerçeğiyle.
Herkesin kalıcı olmayacağı gerçeğiyle.
Bazen çok emek verdiğin şeylerin
sonuç vermeyeceği gerçeğiyle.
Her aşkın, sonsuz olmadığı gerçeğiyle...
İlk başta zor gelir bunlar.
Çünkü insan dünyayı adil görmek ister.
İyilerin kazandığına inanmak ister.
Doğru davranmanın her zaman
karşılık bulacağını düşünmek ister.
Ama hayat, bazen bambaşka davranır.
Ve insan, zamanla şunu öğrenir;
Tecrübe,
hayatın mükemmel olmadığını
kabul etmektir.
Buna rağmen
yoluna devam edebilmektir.
Belki büyümenin
en zor tarafı da budur.
Bazı şeyleri
değiştiremeyeceğini anlamak.
Ama yine de
umudunu kaybetmemek.
Ama yine de
Asla vazgeçmemek...
İşte gerçek güç biraz burada saklıdır.
Kırılmadan yaşamakta değil,
Kırıldıktan sonra ayağa kalkabilmekte.
Yeniden güvenebilmekte.
Yeniden sevebilmekte.
Yeniden başlayabilmekte...
Çünkü insan hayatındaki
en büyük başarılar bazen
dışarıdan görünmez.
Bir sabah yeniden kalkmak.
Bir yaradan sonra tekrar gülmek.
Bir kayıptan sonra tekrar hayal kurmak...
Sessiz zaferlerdir.
Ve çoğu zaman kimse fark etmez.
Ama insan kendi içinde bilir.
Ne kadar yol geldiğini.
Ne kadar değiştiğini.
Ne kadar geliştiğini.
Ne kadar büyüdüğünü...
Belki büyümek sandığımız kadar güzel değil.
Ama sandığımız kadar kötü de değil.
Çünkü büyümek
aynı zamanda kendini tanımaktır.
Neye dayanabildiğini görmek.
Neyi gerçekten istediğini anlamak.
Ve sonunda
başkalarının çizdiği hayatı değil,
kendi hayatını yaşamaya çalışmaktır."
''Neyse, nerde kalmıştık ey sevgilim?'' dedi şarap şişesini ağzına götürürken. Son anda çoktan boşaldığını farketti.
''Haa tamam, tamam hatırladım...Bitmiştik! |