Ve Perde..! (7)
Yine uyku tutmadı.. Zaten unuttuk arkadaş, huzura dair ne varsa; mutluluk neydi, bir olmak neydi, uyku neydi, kahvaltı neydi... Kahvaltı evet yanlış duymadın... Kahvaltı. Ne alaka deme. Ne diyor Cemal Süreya,
''Yemek yemekle ilgili ne düşünürsünüz bilmem,
Ama kahvaltının mutlulukla ilgisi olmalı.''
Anlaşıldı senden bir hayır gelmeyecek, öyle yüzüme bakmandan belli. Bize yine yol göründü Heybeli sahiline doğru. Gel hadi gel, seni de tanıştırayım...
Bak şu soldaki bankta.. Tek başına oturan. Mehtabı izliyor elinde şarap şişesiyle. Hani balıkçı şapkalı, parkasının düğmeleri kopmuş, pantolonunun paçası kıvrık olan..Hani saçına sakalına aklar düşmüş..
Şimdi tanır beni zaten. Bakma sen, şairin dediği gibi; herkes beni sevdaya adi sanır, oysa aşk beni nerde görse tanır.
-''Ooo yine düşmüşsün buralara evlat! dedi, yanına yaklaşırken. Oturdum. Yine şarabından bir yudum aldı.
-''Olmuyor Tecrübe'' dedim. ''Unutamıyorum. Ne yaparsam yapayım hep aklımda. Nerede? Ne yapıyor? O da beni hatırlıyor mu? Çıkmıyor aklımdan. Sol yanım çok acıyor...
''Aferin evlat'' dedi. Şaşırdım. İlk defa beni toy görmedi. Ve devam etti söze;
''Aferin... Sorularının içinde ^Kiminle?^ olmadığına göre başladın demek öğrenmeye. Aferin.
İnsan hafızasının çalışma biçimi gerçekten tuhaf.
Yıllar önce yaşadığın sıradan bir günü hatırlamazsın.
Ama bir sonbahar akşamı yürüdüğün
sokağın kokusunu unutmazsınız.
İnsanların hergün sana söylediği
yüzlerce cümleyi unutursun.
Ama O'nun giderken söylediği son cümle
yıllarca seninle kalır.
Bazen bir şarkı çalar.
Ve sen aslında şarkıyı değil,
o şarkıyı dinlediğiniz zamanı hatırlarsınız.
Bir arabayı.
Bir pencereyi.
Bir yüzü.
Bir kahkahayı.
artık hayatında olmayan birini...
İnsanların hayatımızdan çıkmasıyla
anılarımızdan çıkması aynı şey değil.
Çünkü bazı insanlar gider.
Ama onlarla ilgili ayrıntılar kalır.
Mesela bir çay bardağını tutuş şekli.
Mesela yürürken ellerini cebine koyması.
Mesela gülerken gözlerinin kısılması...
Ve yıllar sonra hiç beklemediğin bir anda
geri gelir o anlar gözünün önüne.
Bir sokakta yürürken.
Bir kafede otururken.
Ya da gece yatağa uzanmış tavana bakarken...
İşte o zaman anlarsın.
Unutmak sandığın şey aslında
sadece daha az hatırlamaktır.
Çünkü insan gerçekten unutamıyor.
Sadece anılarıyla yaşamayı öğreniyor.
bu yüzden bazı insanlar hayatımızdan gitse bile
hikayemizden çıkmıyor.
Çünkü onlar artık bir kişi olmaktan çıkıyor.
Bir zamana dönüşüyorlar.
Ve insan bazen kişileri değil,
zamanları özlüyor.
Bir insan değil.
Bir dönem.
Bir his.
Bir ihtimal...
İnsan hafızasının çalışma biçimi gerçekten tuhaf.''
Bir yudum daha aldı şarabından ve yine gözünü denize çevirdi. Yakamozla şehrin ışıklarının kesişmesi gerçekten göz alıcıydı. Ve devam etti söze;
"Evlat... Sen hiç gözlerini kapatıp
birinin sesini kokladın mı?
Koklanır be evlat...Bakma öyle, ses koklanır.
Hafıza dedikleri o dipsiz kuyu,
insanın kalbine en çok o çaresizlikle oyun oynar.
Herkes zannediyor ki
insan aklıyla unutur ya da aklıyla hatırlar.
Yalan... İnsan unuttum der,
bir gün bir sokak başında
hiç bilmediği bir yağmur yağar,
boynu bükülür.
Hafıza geçmişi değil, o geçmişin içindeki
o bir tek aşkı tutar içinde.
Çünkü aşk, insanın hayatında
toprağa düşen ilk yağmur gibidir.
Toprak o kokuyu bir kere aldı mı,
bir daha kurusa da,
çatlasa da,
toz duman olsa da
o ilk yağmurun kokusunu unutamaz.
Unutursa, ölür çünkü.
Çoraklaşır, taş kesilir.
Neden zorlanıyor insan biliyor musun?
Çünkü unuttuğun an,
onunla beraber yürüyen o gencecik,
o dünyayı fethedeceğine inanan
kalbinin de katili olacaksın.
Onu unutmak, dünyanın en güzel intiharıdır aslında.
Kendinden vazgeçmektir.
İnsan o gözleri, o gülüşü,
o teninin sıcaklığını hafızasından söküp atarsa,
geriye sadece etten
ve kemikten bir enkaz kalır.
Biz o enkazla yaşayamayız be evlat.
O yüzden taşırız o sol yanındaki sızıyı işte.
Göğsümüzün sol yanında
bir bıçak sapıyla yürürüz de,
söküp atmaya kıyamayız.
o bıçak onun eliyle değdi diye oraya,
bırak öyle kanasın...
Bak şu denizin ışıklarına...
Kaç gemi battı burada,
kaç insan umutlarını bıraktı bu sularda
biliyor musun?
Ama deniz hep aynı deniz.
Gitmek kolaydır evlat,
çekersin gidersin.
Ama kalan... Kalan o sevdanın nöbetçisidir.
İşte o sol yanındaki sızı seni unutturmaz,
seni o nöbet yerinde diri tutar.''
''Neyse'' dedi, ve kaldırdı şarap şişesi gözünün önüne...
''Nerde kalmıştık ey sevgilim!'' Ağzına doğru götürürken şişeyi, farketti boş olduğunu;
-''Haa tamam, tamam hatırladım...Bitmiştik!'' |