Konu: Düş(me)ler
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 06 Temmuz 2026, 14:11   #28
Rüya
✓
>
Rüya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Standart

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Sevgili Phillip,
Çocukken dut ağacının altında evcilik oynardım. Hepimizin çeşitli görevleri olurdu. Kimimiz işe gider, kimimiz yemek yapar, kimimiz çocuk olurdu. "Mış gibi" yaparak oyunu sürdürürdük.
Sonra büyüdük. Ama o oyun bitmedi Phillip sadece şekil değiştirdi. Kimisi çalışan oldu, kimisi anne, kimisi sevgili, kimisi patron... Meğer hayat da koskoca bir evcilikmiş. Gün geçtikçe "mış gibi" yapmalar dev gibi büyüyor, biz ise içi boşaltılmış bir kabuk gibi kalıyoruz. Hisleri eksilen ama rollerini kusursuz yerine getiren insanlar oluyoruz.

Bazen düşünüyorum; sadece ben mi bu kadar umutsuzum Phillip? Ya da sadece ben mi maddi kaygılar içinde boğuluyorum? Sonra etrafıma bakıyorum. Herkes, öyle ya da böyle, olması istediği gibi bir hayat yaşıyor gibi geliyor. Herkes mutlu. Herkesin keyfi yerinde. Herkes arzuladığı hayatın içinde. Benimki değil. Benim hayatım gecekondudan hallice. Günün sonunda sanki herkes imrenilecek bir hayatın sahibi olmuş da ben kanalizasyona akıyormuşum gibi hissediyorum. Biliyorum ki gerçek bu değildi. Herkes kendi yükünü taşıyordu. Ama insanın içi yorulunca, gözleri de gerçeği değil, eksik olanı görmeye başlıyordu Sevgili Phillip.

Tam da böyle bir dönemde, kendi kendime "Şu duygular nereden satın alınır?" diye dalga geçerken rastladım sana. Çıkış noktanız çok üzücüydü. İnsanlar eksik kalan duygularını tamamlamak için oyuncular kiralıyor. Bir çocuğa baba olsun diye... Aldatılan bir eşten özür dilemek için metres rolüne girsin diye... Ölmek üzere olan bir insanın son isteğini yerine getirsin diye... Sonra düşündüm. Birinin duygu boşluğunu doldurmak kandırmak mıydı Philip? Ahlak nerede başlıyor, ihtiyaç nerede bitiyordu? Bir insanı kandırmak mı daha kötü, yoksa ömrü boyunca eksik bırakmak mı?

İzlerken doğruyla yanlış, ahlakla ahlaksızlık, kanmakla kandırılmak birbirine karıştı. Çünkü aslında bunların hiçbirine tamamen yabancı değiliz. Günün sonunda hepimiz rol yapıyoruz.
İş yerinde başka, evde başka, sevdiğimiz insanın yanında başka biri oluyoruz. Güçlüymüş gibi yapıyoruz. İyiymiş gibi yapıyoruz. Mutluymuş gibi yapıyoruz. En çok da kendimizi buna inandırmaya çalışıyoruz Phillip.

Sonra bir an geliyor... Çocukken dut ağacının altında oynadığımız evciliğin hiç bitmediğini daha çok fark ediyorum. Sadece oyun büyüyor. Roller ağırlaşıyor. Ve "mış gibi" yapmanın bedeli, bazen insanın kendisini kaybetmesi oluyor.