Sessiz Bir Olgunlaşma.. Yalnız büyümek; biraz eksik ama çok fazla öğrenmek demektir.
Birinin “iyi geceler” demesini beklemeden uyumayı, “nasılsın?”
sorusunu içinden kendine sormayı öğrenmektir.
Paylaşmayı bilmek ama en çok da paylaşılmamayı kabullenmektir.
Bir sandığın içine sığan eşyalar gibi büyür hatıralar.
Kimin olduğu belli olmayan ama insana ait hissettiren hikâyeler birikir.
Bazı sabahlar kalabalık başlar ama yine de yalnızdır insan;
çünkü kalabalık her zaman yakınlık değildir.
Özlemler en çok küçük şeylerde saklanır:
bir annenin telaşı, bir babanın gölgesi, eve dönerken
“ben geldim” diyebilme rahatlığı…
Başkasına sıradan gelen ne varsa, içte büyüyen bir boşluk olur.
Ama zaman geçer.
İnsan, eksik kalan yerlerinden büyümeyi öğrenir.
Kendi sesini kendi içinde çoğaltır.
Bir gün fark eder ki; artık birine yaslanmadan da yürüyebilmektedir.
Kendi ekmeğini bölmeyi, kendi yarasını sarmayı,
kendi yolunu açmayı öğrenmiştir.
Yalnız büyüyen biri, hayata biraz erken alışır.
Serttir belki ama güçlüdür. Çünkü hayat ona “bekle” dememiştir,
“dayan” demiştir.
Ve bir gün, en sessiz yerinde şunu anlar insan:
Eksik başlayan hikâye,
tamamlanmak zorunda değildir…
ama ayakta yazılabilir. |