Bazen yalnızlık sandığımız kadar karanlık değildir. Gürültüyü azaltır, kalabalığı seyreltir, bulanıklığı durultur. İnsan bir süre yalnız kaldığında aslında dünyadan değil, fazlalıklardan arınır.
Yalnızlık her şeyi öyle seyreltir ki, geriye gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuz kalır. Kim olduğumuz, neyi taşıyabildiğimiz, neyi artık taşımak istemediğimiz daha net görünür. Kalabalıkta seçemediğimizi, sessizlikte fark ederiz.
Ve o duru bakışla bir gün biri çıkar karşımıza. Gürültülü değildir, iddialı değildir, gösterişli değildir. Ama tanıdıktır. İçimize dokunan bir benzerlik taşır. Sanki uzun zamandır aradığımız değil de, uzun zamandır bildiğimiz biridir.
İnsan yalnızlığın içinden geçtikten sonra seçer. Açlıktan değil, bilinçten. Eksiklikten değil, farkındalıktan.
Ve işte o yüzden, seçilen kişi kıymetlidir. Çünkü yalnızlık süzgecinden geçmiştir. Aceleyle değil, arınmış bir kalple tutulmuştur.
Belki de mesele yalnız kalmamak değildir.
Belki mesele, yalnızlığın içinden geçip kendine benzeyeni fark edebilecek kadar durulabilmektir.
Peki sizce yalnızlık insanı zayıflatır mı, yoksa doğru insanı seçebilecek kadar berraklaştırır mı?