SAHTE SURETLER VE VİCDANIN TERAZİSİ
Sahte ruhlarla cenk etmek, beyhude bir savaştır. Zira bu meydanda hükmü
veren adalet değil, kurnazlıktır. Sen hakikati kuşandıkça hedef tahtasına
dönüşürsün; oysa onlar, riyanın gölgesine sığınıp her zaman bir adım önde
yürürler. Ceplerinde her mevsime uygun bir maske, her ihanete biçilmiş şık
bir kılıf taşırlar.
Bu çok yüzlü suretler, rüzgârın yönüne göre şekil alır. Sabit bir kıbleleri
yoktur. Dün senin omzuna şefkatle dokunan el, bugün menfaati uğruna seni
uçurumdan itebilir. Dillerinden dökülen kelimeler hafızalarından değil, o anki
iştahlarından beslenir. İnkâr, onların ana dilidir.
Ama çoğu zaman bu gerçeğin farkındayız. Kimin sahici, kimin eğreti olduğunu
içgüdülerimiz çok önceden haber verir. Yine de susarız.
Çünkü görmek, yüzleşmeyi; yüzleşmek ise vazgeçmeyi gerektirir.
Bazı insanları hayatımızda tutmamız, kandırıldığımızdan değil;
yalnız kalmaktan korktuğumuzdandır.
Kalabalığın konforu, hakikatin yükünü bastırır. Ve biz, izin verdiğimiz sürece
sahte olanlar hayatımızda kalmaya devam eder.
Lakin zaman, en adil yargıçtır. Bu yüz kalabalığı bir zenginlik değil, ruhu içten
içe kemiren bir pas gibidir. İnsan, suretten surete girdikçe asıl çehresini
unutur; kendini siler. Maske deriye yapışır, etle kaynaşır ve gün gelir, çıkarıp
atacak bir “kendi” kalmaz geriye. Geriye kalan, sahibini yutan koca bir
hiçliktir.
Şimdilerde vitrine oynamak bir meziyet gibi sunuluyor. "Dürüstlük" ,“saflık”,
şeffaflık ise “zayıflık” sayılıyor bu pazarda. Kalabalıklar, kendi sesini yitirip
alkışın gürültüsüne teslim olanları seviyor. Cesaret, doğruyu haykırmak değil;
yalanın kuytusuna sessizce kıvrılmak sanılıyor.
Oysa sahicilik gürültü yapmaz. Kendini tezgâhta pazarlamaz. Tek bir yüzle
yaşamak, dik bir yokuşu yalnız yürümektir; evet. Kaybettirir, tenhalaştırır,
bazen kapıların yüzüne kapanmasına neden olur. Ama insanı ortadan ikiye
bölmez. Parçalamaz. Aynaya baktığında gözlerini kaçırmamanın o mağrur
huzurunu elinden almaz.
Yalnızlık da bu noktada başka bir anlam kazanır. Her sessizlik eksiklik
değildir. Bazı yalnızlıklar, arınmışlıktır. Sahte suretler çekildikçe etrafımızdan,
gürültü azalır; yankı derinleşir. İnsan, kimseye kendini ispatlamak zorunda
olmadığı o boşlukta, ilk kez gerçekten nefes alır. Yalnızlığın da bir kalitesi
vardır; kalabalıkta kirlenen, tek başınayken berraklaşan…
Binbir suratla kazanılan ışıltılı zaferler elbet solar;
fakat tek bir yüzle, başı dik taşınan o vicdanın ağırlığı,
tüm dünyadan daha pahalıdır...
@SaHRa `nın Katkılarıyla.