| İçeriği Görebilmeniz için Üye olmalı / Giriş Yapmalısınız..! | | Maşallah şartı ile başlıyorum anlatmaya. Basmati pirinç pilavını öğreneli 2 sene oldu. Hem kolay, hem en sağlıklı. Benim gibi ağır bir beceriksiz bile bunu yapabiliyorsa, bu pilavı yapan hiç kimse lapalanma sorunun yaşamaz. Yanında sote, yanında kendi yaptığım ev yoğurdu. Soteyi tavuk göğüsten yaptım. Tabii yoğurdu da köy sütünden yaptım. Bırakalım bu yaptım ettim ayaklarını da artık sağlıklı yaşama geçmeye çalışalım. İki senedir ekmekten tuza, yağdan içeceklere kadar her şeyi peyderpey doğallaştırdım. Hayatın ve hayatımın kıymetini anladığım yıllardayım.
Nasıl mı başladım? Önce sigarayı bırakmaya verdim. Sigarayı bırakma olayı tamamen karar vermekle, o kararı benimsemekle ve sigaranın zararlarını görüp, o zararlardan utanma hissiyle ve hatta korkuyu benimsemeyle alakalı. Çünkü sigara içen aptallaşır, ben aptallaşmak istemiyordum. Sigara içen zor hatırlar veya çabuk unutur. Sigara içen narinleşir, kolay hasta olur. Sigara içenin -utanarak ve affınıza sığınarak- cinsel hayatı sönük, kısa, beceriksiz olur. Sigara içmek gücü alır, güçsüz bir insana çevirir. Sigara göz görüşünü zayıflatır. Organ ve uzuv kaybına sebep olur. Aklen ve ruhen mağlub olmaya sebep olur. Sigara sağlığa zararlıdır. Vaktiyle yirmi şınavı zor çekiyordum. Şimdi şahit olanlar kaçta bitirecek diye beklemekten sıkılıyorlar. Mesele gösteriş veya reklam değilse, insan hayatına müthiş faydası var. Sigaranın yerine sporu koydum.
Ben o zararların hiç birini yaşamak istemiyordum. Ne yapıp ne ettim, bir şekilde sigarayı bıraktım. Delirmişçesine spora başladım. Sabah erken kalkıp spora gidiyorum, eve dönüp önceden hazırladığım özel mamaları tüketip, duşumu alıp işe gidiyorum. Bu varya inanılmaz güzel bir olaymış. Bazen yeğenimi Bebek Parkı'na götürürdüm Orada sabahın köründe koşarken gördüğüm ünlüler için delirmiş olmalılar derdim. Yok yok, delirmenin böylesi çok çok güzelmiş. Kaldı ki çocukluktan beri spor kültürüyle yetişmiş bir insan olmama rağmen, 25-35 arası dönem sporsuz bir oksijenliye dönmüştüm. Kayıp seneler...
Bundan sonra organik besleneceğim dediğimde bir kişi bile bana manen destek vermedi. Yapamazsın, alamazsın, bulamazsın, para yetiştiremezsin, dayanamazsın, devam edemezsin, başaramazsın... Bir kişi bile en azından tebrik ederim harika bir karar dememişti.
Yapamazsın dedikleri ne varsa hepsini yaptım. Sonra konunun asla maddiyatla alakalı olmadığını anladım. Konu tamamen evimizin az ötesindeki üç harflilere gitme kolaylığından vazgeçmekle alakalı.
Maddiyat diyorlar. Evet bakery tarzı işletmelerden aldığım tam buğday, siyez, karabuğday, karakılçık ekmeklerinin fiyatı ortalama 180-270 arası değişiyor. Tamam da sabahları en fazla iki dilim yeniyor ve bir hafta boyunca yetiyor. Bu ekmeklerde ata tohumluk, glütensiz, yüksek proteinli organik unlar kullanılıyor ve müthiş bir enerji veriyor. Mahalle fırınları gözümde dolandırıcı durumunda artık. Kusura bakmasınlar benim sağlığım kıymetli.
Rize'den anzer balı, Artvin'den çiçek balı ve tereyağı, Kocaeli'nin bir köyünden süt ve yumurta, kendi ev yoğurdum, yoğurt ve salataya katmak için güvendiğim bir firmadan chia, keten, yulaf ezmesi, ay çekirdeği içi, kabak çekirdeği içi, Çankırı'dan kaya tuzu... Üç harfliler iki sokak arkamızda, bana uzak kalıyor. Bu saydığım ürünlerin tamamı kapıma geliyor. Ayçiçek yağını artık kullanmıyorum. Elbette sadece zeytinyağı kullanıyorum. Zeytinim bile market ürünü değil artık.
Bulaşık deterjanım, diş macunum, şampuanım... Evet bunların bile doğal olanı var. Güzel yaşamak isteyen zahmet edip biraz emek verince bunları bulabiliyor. Evdeki plastik saklama kaplarını bile def ettim. Sadece annemin getirdiği teflonlu pilav tenceresi var. Annemin bana ne kadar gönül koyacağını hesaplamaya çalışıyorum. Çünkü yakında onu da çelik tencere ile değiştireceğim Anneme göre kalitelisi olursa teflonun zararı yokmuş. Peki ikna olduk mu? Hayır. 65 üstü delirmiş emekliler gibiyim. İlle de sağlıklı yaşam!
________________
True to its name, Narco loves sleep. |