![]() |
Lorem Ipsum kafamdaki salyangoz dönmeye başladığında buraya bir kaç safsata karalayacağım. |
Var mıydım? Yeterince? Kimseye bir şey ispat etmeye çalışmadan koltuğumda otururken yani. Sadece koltuğumda otururken bile var mıydım? Bütün bu varoluş sancıları nereden geliyordu madem öyle? Söneceğim zaten. Küçük bir parıltı bile bırakmadan hem de. Azad edilememiş, tadına varamamış, keyfini sürememişken bile var mıydım? Kim veriyor yokluğumun hükmünü? Ve kim düşürebilir bu hükmü benden başka? Var mıydım hakikaten? Herkesten ve her şeyden bağımsız ama bir o kadar da bağımlı bir varlık mıydım? Huzursuzluğumu ve hedefsizliğimi benden çıkarırsak nasıl bir varlık olacağım? Var mıyım? Yoksa her şeyden önce gaz ve toz bulutu muyum hakikaten? Öyleysem bile varım. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
"Bazen hayatım bir trapezden diğerine atladığım salınmalar dizisi gibi geliyor. Ya bir trapeze asılıyım ve onunla sallanıyorum ya da yaşamımın bir anında trapez askılarının arasındaki boşlukta hızla savruluyorum. Çoğu zaman yaşamımı, o andaki trapez askıma canımı kurtaracakmış gibi sıkıca tutunarak geçiriyorum. Beni belli bir tutarlılıktaki sallanma hızına getiriyor ve ben de hayatımın kontrolü bendeymiş gibi hissediyorum. Çoğu doğru soruları biliyorum, hatta bazı cevapları bile bildiğim oluyor. Ancak, arada sırada mutlulukla (ya da o kadar mutlu olmayarak) sallanırken, ileriye bakıyorum ve ne görüyorum? Bir başka trapez askısı bana doğru geliyor. Askı boş ve biliyorum, o yerdeki “Ben” biliyor, o yeni trapez askısının üzerinde benim adım yazılı. O benim bir sonraki adımım, benim gelişimim, benim canlılığım, beni almaya geliyor. Kalbimin en derinlerinde biliyorum, gelişmem için, ilerlemem için bu iyi tanıdığım, onunla sallandığım trapez askısına tutunmayı bırakmalı ve yenisine geçmeliyim. Bu bana her olduğunda eski askıyı tamamen bırakmadan yenisine tutunmayı umuyorum (hayır, dua ediyorum). Ama o bilge parçamda ise biliyorum ki eski askıyı bütünüyle bırakmalıyım ve zamanda bir süre boşlukta ileriye fırlamalıyım ki yeni askıyı tutabileyim. Her seferinde, içim devasa korku ile doluyor. Bilinmeyenin boşluğu üzerindeki tüm eski fırlamalarımda her zaman başarmış olduğum gerçeğinin bir önemi yok. Her defasında, kaçırmaktan, iki trapez barı arasındaki dipsiz boşluğun görünmeyen kayalarına çakılmaktan korkuyorum. Buna rağmen yapıyorum. Belki, mistiklerin inanç deneyimi dedikleri bu olsa gerek. Hiç garanti yok, ağ yok, sigorta poliçesi yok ama buna rağmen yapıyorsunuz, çünkü eski askı artık seçenekler listesinden silindi. Böylece, bir mikro-saniye ya da bin yaşam kadar sürecek sonsuzlukta, “geçmiş gitti, gelecek ise henüz burada değil” diyen karanlık boşluğun üzerinde yükselerek uçuyorum. Ben buna “geçiş” diyorum. Gerçek değişimin oluştuğu tek yerin bu geçiş olduğuna inanıyorum. Gerçek değişim diyorum, eski sinir noktalarıma bir yumruk yiyene kadar süren sahte değişimden bahsetmiyorum. Fark ettim ki, kültürümüzde bu geçiş alanına “hiçbir şey” olarak bakılıyor, “yerler arasında olmayan yer”. Elbette, eski trapez askısı gerçekti ve bana doğru gelen trapezin de gerçek olmasını umuyorum. Ama ya aradaki boşluk? Bu, elinden geldiğince çabuk ve bilinçsizce geçilmesi gereken, korkunç, akıl karıştırıcı, yön şaşırtan hiçbir yer mi? HAYIR! Bu ne büyük bir kayıp fırsat olurdu. İçimde gizliden gizliye bir şüphe var, aslında geçiş alanı tek gerçek şey ve trapez askıları ise gerçek değişimin, ilerlemenin, gelişimin oluştuğu boşluktan kaçınmak için uydurduğumuz yanılsamalardan ibaret. Bu sezgim doğru olsa da olmasa da, hayatlarımızdaki geçiş alanları gerçekte mucizevi zenginlikte yerler. Onlar onurlandırılmalı, hatta keyfi çıkarılmalı. Evet, geçişe refakat eden (ama etmek zorunda olmayan) korkuyla, acıyla ve kontrolün elinizde olmadığı hisleriyle, bunlar hayatımızın en canlı, büyümenin en çok olduğu, tutkulu ve genişleten anlarıdır. İşte böyle bakarsak, geçiş korkusunun korkuyu def etmekle hiçbir ilgisi olmayabilir. Geçiş korkusu kendimize iki trapez arasında geçiş yaparken” gezinmeye” izin verip verememekle alakalıdır. Yeni bir trapez askısına, ya da herhangi bir askıya tutunma ihtiyacımızı dönüştürmek, değişimin olduğu tek noktada yaşama hakkını kendimize tanımaktır. Ödünüzü patlatabilir. Aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla aydınlatıcı olabilir. Boşluk içinde fırlayıp savrulurken uçmayı öğrenebiliriz." Danaan Perry- Warriors of the heart |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] keşke seni ben yazmış olsaydım. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] yazılmışların arasında en iyilerinden. |
Hayat ne garip hakikaten. Hep başladığın noktadasın gibi hissettiren bi matrix. Ama hep başladığın noktada olabilmen için hep aynı yerden aynı derecede kırılman icap ederken hep farklı yerlerinden hep farklı açılarla kırılıp bir türlü kendine varamıyorsun. Kendi kuyruğunu ancak bu kadar yutabilir yılan kısaca.. |
Öyle bir dönem ki görmek istemediklerinin gözüne sokulduğu, ötelediklerinin karşına çıktığı, önemsiz bir hadise dediklerinin aslında ne kadar önemli olduğunu fark ediyorsun. Bunu nasıl daha önce fark edemedim diye kendine kızman da cabası. Üstelik bu tekamül hadisesi de kitaplardan öğrenebileceğin, hayatına geçirebileceğin şeyler değil. Dağın başında Budist rahip olmak kolay ne de olsa. Şehre indiğinde hala sakin kalabiliyor musun mesela? Hem kendini ihmal ettiğin için kızıyorsun hem de en çok şefkat görmek istediğin dönem. Depresyon mu bu yoksa aydınlanıyor muyum soruları arasında mekik dokuyorsun. Bi taraftan yalnız kalmak isterken diğer taraftan kalabalık olmak istiyorsun. Öfkene sebep kendine göstermediğin özveri, sevgi ve şefkat. Kendine hata yapma şansı vermediğin her an hayal kırıklığı yaşıyor kendine olan güvenini kırıyorsun. Dışardan alınan hiç bir multi-vitamin gerçek bir dönüşüm sağlamayacak biliyorsun. Çoğunlukla çok şanslı bazen de lanetli olabilirsin. Şimşek çakar, gök gürler, yağmur yağar ve güneş açar. Hepsi göğe dair. Şimşeklerini de güneşini de kabul ettiğin, itmediğin gün kendini %100 sevebiliyorsun. Unutma %99 dan bahsedilen bir oran dahi kendini bütünüyle sevmediğin anlamına gelir. Koyduğun sınırları, kalıpları, etiketleri kırıp kendin olduğun, kendini kabul ettiğin ve sevdiğin bir hayat daha yaşanılabilir. Daha sürdürülebilir. Sonunda o yağmur bir toprağa düşecek, o güneş toprağa açacak. Filizleneceksin. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
İçimdeki iyi insan olma şevkini kırıyorsunuz. Biz de biliriz kanatlarınızı kırmayı, kendimize mahkum bırakmayı, stratejik davranmayı. Avcumuzun içinde bi kelebek gibi size bakmayı seçişimiz çaresizliğimizden değil, baharın gelişini beraber kutlayabilmek için. Kanatları kırılmış bir kelebeğin böcekten ne farkı kalır zaten? |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
zamanın birinde ineklerin mutlu olduğu, kelebeklerin uçuştuğu ve mum ışığında aydınlanılan bir kasabada küçücük bir kız çocuğu dünyaya gelmiş. simsiyah boncuk gibi gözleri ve kıvır kıvır saçlarıyla annesinin peşinde dolanır, geceleri annesinin masallarıyla uyurmuş. annesi o güne kadar içinde biriktirdiği tüm hayal gücünü geceleri bu gece gözlü kıza anlatır her şaşkınlığında daha da heyecanlanır, her merakında daha şevkle devam edermiş masallarına. günün birinde bu marul saçlı kızı derinden etkileyen sıradan bir masal anlatmış annesi. hayatın anlamını barındıran bir dağdan ve ona uzanan yoldan, o yolun zorluklarından, yoldayken karşılaşılabilecek ejderhalardan, geceleri ruhu emen sık ve gür karanlık ormandan, yol gösterici bilge baykuşlardan, dağın zirvesindeki eşsiz gün batımından bahsetmiş.. ve tabi hayatın anlamını barındıran o nadide taştan.. gözlerini kapatırken küçük kız, bir gün o dağa gideceğini ve hayatın anlamını bulacağını hayal etmiş... günler günleri yıllar yılları takip etmiş.. ayakkabıları küçülmüş, kıyafetleri ihtiyaç sahibi başka hayalperest çocuklara gönderilmiş- ki öylesine akıp gitmiş zaman.. hala kıvırcık beline uzanan saçları ve gece gözleriyle her şeyi merak eden bir genç kız olduğunda aklında o masal varmış. ejderhalar ve bilge baykuşlar... hayatın anlamını barındıran o nadide taş.. neyse uzun uzun anlatmaya gerek yok.. kız dağa çıkmaya çalışmış yol boyu ejderhalarla mücadele etmiş baykuşlarla da arkadaşlık. dağın zirvesine varıp da o taşı eline aldığında mühim olanın taş değil yolculuk ve mücadele olduğunu anlamış. masal burada bitmiş. çünkü mücadelemiz bitmiş. mutlu son. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
takke düşüp de kel görününce sobelendim diye üzülmeyin. söylediklerinize değil de yaptıklarınıza bakıyoruz artık boş safsataya karnımız tok. kısacası şöyle: SOBE! |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
kaçan kendinden kaçtı. |
"nazcım bugünlerini unutma." |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
tanıdığım yüzlerin bile bir bir yabancılaştığını hissettiğim dipsiz bi umutsuzluk kuyusu gibi. güler gibi yaptığım ağlar gibi hissettiğim zamanlar. bir salyangoz gibi kabuğuma çekilip kıvrıla kıvrıla dönüşmek istiyorum. kimsesiz. halledicem.. halledicem. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Sen bir sahibinden.com araba satış ilanı olsaydın "yürüyeni sıkıntılı, çekme belgeli" olurdun nazcım. bozuksun sen bozuk bozuk. |
Çocukluğumdan beri hayalim karavanla baharı kovalayan bi hayat yaşamak oldu. Evet karavanla. Ve evet daha ortada leş karavan edebiyatı bile yoktu o zamanlar. Belki yersiz bi benzetme olabilir ama insana kendini kelebek gibi hissettiren bi hayal bu. Papatyalarin uzerinde yapılan uçuşlar, mümkünse bir adet tripel karmeliet ve mini projeksiyon makinası. İdeal hayat. Yakıtın yettiğince. ama tahmin edin kimin bahar alerjisi var? işte kozmik madik böyledir.. |
"Hangisini tercih ederdin? akıllı deliliği mi, aptalca akıllılığı mı?" |
bu kadar bıkabildiğime ben bile şaşırıyorum. karşıma geçip saatlerce küfretse biri -haklı ya da haksız fark etmeksizin- özür dilerim köşeme çekilirim. yeter ki kapansın konu ve defolup gitsin başımdan. nerde o eski naz? "gölge etme" diyen bi insana dönüştüm. insana dönüşebilsem yeterdi halbuki. |
Kadınları anlamaya çalışmak büyük hata. Eğer onları anlayabilseydiniz nefret ederdiniz. Bu armağanla yaşamaya alışın. |
en büyük gücün vazgeçebilme yeteneğin nazcım bak şimdi neler olacak.... kemerlerini bağla! |
Annemin yüzüme şok içinde baktığını hatırlıyorum. Benim inanılmaz rahat olmama ve umursamayışıma şaşırmıştı. Savaşın bittiğini fark ettim ve derin bi oh çektim sadece. Deli gibi ağlıyodu. Durmaksızın ağlıyodu. Sanırım delirdiğimi düşündüğü için ağlıyodu. Ben sadece artık beni yoran bir mücadelenin olmayışını hissettiğim için bomboştum. Sanki saatte 180 km/s hızla bir gülle kalbimin ortasına inmiş ve kocaman bi boşluk açmıştı. Ve ben o boşlukla napıcağımı bilmiyordum. Aynı boşluk. Aynı bıkkınlık. Aynı vazgeçiş. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
aynalar kırıldı. aynalar kırılacak. aynalar kırılmalı. |
Bahaneleri ortadan kaldırdığında seçim yapmak zorunda kalacağın için mi sorumluluğu elden bırakıp rastlantısal yaşıyorsun? Önüne gelen her sapakta seçim yapmadan yan yollara sapıyorsun? Gücünü eline almanın zamanı gelmedi mi? Hayatının başka insanların davranışlarına göre şekillendiğini görünce kendine ne kadar saygı duyacaksın? Ne zaman bahanelerinden kurtulup "istedim yaptım" ya da "istiyorum yapacağım" diyeceksin? Ne zaman gerçek "sen"e şans tanıyacaksın? Bir yerde olmak istiyorsan bahaneleri bırak. Ve yola çık. Belki ulaşamayabilirsin. Zaten bitiş çizgisi diye bir şey yoktu. Hatırladın mı? |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Alıntı:
alnından öpüyorum. |
Alıntı:
Bazı şeyler hiç değişmez.. |
bazen doğru kararları almak zordur bilirsin.. |
yine de inadına inanmaya devam etmeye karar verdiği bi an vardır insanın. İşte o an her şey terse gitmeye başlıyor. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:06. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Copyright ©2019 - 2025 | IRCRehberi.Net