![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
|
İnsan âşık olduğunda genelde mutluluktan bahseder. Kalp çarpıntısından, heyecandan, gözlerin parlamasından… Ama kimse aşkın karanlık tarafını yeterince konuşmaz: Kaybetme korkusunu, onsuz kalma ihtimalinin insanın içini nasıl yavaş yavaş kemirdiğini. Birini hayatının merkezine koyduğunda, fark etmeden onun varlığını bir ihtiyaç haline getiriyorsun. Önce “olsun” diyorsun, sonra “olmazsa eksik olur” diyorsun, en sonunda da “olmazsa ben ne yaparım?” noktasına geliyorsun. İşte korku tam burada başlıyor. Çünkü insan, bir varlığı hayatının anlamı gibi görmeye başladığında, aslında o varlığı kaybetme ihtimaliyle yaşamaya başlar. Ve bu ihtimal, insanı geceleri uyutmayan bir gölgeye dönüşür. Bazen kendime şu soruyu soruyorum: Bu gerçekten aşk mı, yoksa onsuz yapamam korkusu mu? Aşk dediğimiz şey birini özgürce sevebilmek midir, yoksa onun varlığına tutunmak mı? Eğer sensiz hayat anlamsız geliyorsa, bu sevginin yüceliği mi, yoksa içimdeki boşluğun itirafı mı? Bir insanı “güneşim” yapmak romantik görünebilir. Ama güneş batarsa ne olacak? İşte benim korkum burada başlıyor. Sanki o olmazsa hayat karanlık olacak gibi hissediyorum. Bu düşünce, sevginin sıcaklığından çok, kaybetme ihtimalinin soğukluğunu taşıyor. Bir de vicdan tarafı var. İnsan bazen öyle bir bağ hisseder ki, bunu dünyasal kelimelerle açıklayamaz. “Bu his nasıl yanlış olabilir?” diye sorar. Ama aslında çoğu zaman korktuğumuz şey günah değil, kaybetmektir. 👍 1 | |
| |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |