| SokağınTavanı | 01 Eylül 2026 10:04 | Adaletin Pimi (2.Bölüm) - İlk Uyanış 2.BÖLÜM : İlk Uyanış
''Hayat, acı, elem ve keder üstüne kurulmuştur'' demiş ünlü düşünür Buda. Kimileri bunu küçük yaşlarda öğrenirken, kimileri ise iş işten geçtikten sonra. Aslında geç yaşta fark etmenin kötü yönleri de vardır. Bir daha baştan başlayacak vakit kalmayabilir. Bazen erken yaşta pahalı dersler almak yeğlenmelidir hayata dair. Tabi ders almasını bilene...
Tekin, sekiz yaşlarındaydı. Bir gece uyurken çok çişi geldi ve uyandı. Gözünü açtığı an, yatağın ayak kısmında oturup, yere bakarak kendi kendine sallanan Çetin'i gördü. Çetin'i zaten belki de hiç uyurken görmemişti. Tekin, garibim, gün boyu Seren'i mutlu etmek için uğraşırken, bir yandan da Çetin'in inatçı isteklerine katlanmak zorunda olduğu için erkenden yorgun düşerdi ve yastığa başını koyar koymaz uyurdu.
Teki, yatağından usulca hareketlerle kalkarken, Çetin' hitaben
-Yine mi uyumuyorsun? dedi. Bir yandan, kırktan fazla ranzadan oluşan, duvarları rutubetten çürümüş, uzun dikdörtgen şeklinde, bir duvarında sekiz pencere olan, karanlık yatakhaneden çıkmak üzere kapıya doğru yürürken. Çetin ise hiç karşılık vermedi.
Yetimhanenin uzun, nemli ve boş koridorunun sonuna doğru yürüdü Tekin, gecenin karanlığında. Tuvaletler koridorun sonunda, müdür odasının tam karşı koridorundaydı. Tekin, sessiz sedasız yürürken çoktan müdür odasına yaklaşmıştı. O oda, Tekin'i hep korkuturdu. Bütün çocukların ''baba'' figürü olarak gördüğü müdür, kimi çocuklara çok nazik davranırken, kimi çocukları ise korkutmaya yalnızca bakışları dahi yeterdi. Tekin, daha da yaklaştığında fark etti ; odadan ağlama sesleri geliyordu. Sesssizce kapıya yaklaştı ve görünmemeye gayret ederek kafasını uzatıp içeri baktı. Müdürün odasında eski gri renkte teneke dolaplar, küçük, koyu kahverengi bir müdür masası, siyah renkte iki misafir sandalyesi ve müdür koltuğu vardı. Yerler, kahverengi halı kaplıydı ve odanın tek penceresi vardı. Ellili yaşlarındaki, bıyıklı, göbekli, kısa boylu müdür Tahsin, sekiz yaşlarında, esmer, yaşına göre orta boylarda bir erkek çocuğunu zorla odasında tutuyor ve tacizde bulunuyordu. Çocuk korkudan sessizce ağlıyordu.
Tekin, gördüğü karşısında çok korktu. Önce usulca parmak uçlarında, biraz uzaklaştıktan sonra koşar adımlarla yatakhaneye kaçtı. Çetin ile hiç konuşmadan, hemen yatağına girdi. Yan dönerek dizlerini karnına doğru çekti, iki elini bacaklarının arasına sıkıştırdı ve sessiz olmaya gayret ederek hıçkırarak ağlamaya başladı. Korkudan gözlerini açamıyordu. Ağlaya ağlaya bir süre sonra uyuyakaldı.
Her sabah, çocukların uyanıp kahvaltıya gitmesi için zil çalardı. O sabah da uyan zili başlamıştı çalmaya. Tüm çocuklar koşarak yatakhaneden çıkıyordu. Tekin ise yere çömelmiş, Çetin'in ayakkabılarını bağlamakla meşguldü her sabah olduğu gibi. Çetin, kendi kendine ''adalet mi bu'' diye sessizce fısıldayarak sayıklıyordu. Çocukların kimisi tuvaletlere, kimisi kahvaltı için yemekhaneye doğru yürüyorlardı. Yemekhane, birbirine birleştirilmiş kırk tane plastik masa ve plastik sandalyelerden mütevellitti. Tekin de yavaşça yemekhaneye geldi. Ancak içeriye adımını atar atmaz önünde oluşan kalabalıktan durmak zorunda kaldı. Koca salonda kimseden çıt çıkmıyordu. Bütün çocuklar şoka uğramıştı. Tekin, ilk başta anlam veremedi ve etrafa baktı. Başını yukarı kaldırdığında, tavana halatla kendini asmış olan, dün gece müdürün odasındaki çocuğu gördü. Çocuk intihar etmişti. Tekin, donakalmıştı, şoktaydı. Bir gece önce gözlerinin önünde hıçkıra hıçkıra ağlayan çocuk, kimse yardım etmediğinden, anası babası sahip çıkmadığından, sapık bir yaratığın psikopatça zevkinin kurbanı olmuştu. Çetin, Tekin'in yanı başında ''adalet lazım, bu dünyanın adaleti yok, adalet istiyorum, adalet istiyorum, adalet istiyorum...'' cümlelerini tekrarlıyordu.
O günden sonra, olayla ilgili, yetimhaneye gelen giden de olmamıştı. Ölen masum, öldüğüyle kalmış, kimsenin umurunda bile olmamıştı. Anasının, babasının umurunda olmayan zavallı, kimin umurundaki?... Oysa, kapıdan elinde üç-beş çikolata poşetiyle gelen her insan, sanki o çocuklara dünyayı bahşetmişcesine kendilerinde huzur buluyorlardı.
O günden sonra, Tekin, sessizliğe gömüldü. Seren ise Tekin'i elinden geldiğince yalnız bırakmamaya çalıştı. Birgün adaletin yerini bulacağını söyleyip durdu. Çetin ise sürekli ''adalet'' sayıkladı.
Devam Edecek... |