![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 |
|
Çok denedim unutmayı. Yerine başkalarını koymayı da denedim. Kime güvensem, kime sığınsam, kime acaba mı desem; mutlaka yanılıyordum. Her defasında herşey başa sarıyordu. Ve sonunda yalnız kaldığım her an O'nun kıymetini daha da anlıyordum. Anladıkça da sol yanım acıyordu. Sönmeyecek bu yangın belliki. Çıkıp Heybeli sahiline gittim yine. Baş işte orada bizim ihtiyar. Aynı bankta oturmuş mehtabı seyrediyor elinde şarabıyla. Hani saçına sakalına aklar düşmüş. Parkasının düğmeleri kopmuş. Balıkçı bereli hani. Adı, Tecrübe. Usulca yaklaştım yanına. Eskilerden bir şarkı mırıldanıyordu; 'Elbet birgün buluşacağız Bu böyle yarım kalmayacak İkimizinde saçları ak Öyle durup bakışacağız' Beni fark etti yanına otururken; 'Ooo evlat gel bakalım, gel. Hala öğrenemedin değil mi sevmeyi? Korkma, ben kötü öğrencilerimden kolay vazgeçmem...'' Şarabından derin bir yudum aldı. Gözlerini denize çevirdi. Şehrin ışıkları öyle bir yansıyordu ki; Bak buraya evlat. Şu önümüzde uzanan denize bak. Sonsuz görünür değil mi? Her gelen kendini eşsiz sanır, bu sulara ilk kez kendisi dokunuyormuş gibi davranır. Ama deniz hepsini görmüştür. Dalgalar kıyıya vurur, köpürür ve sessizce geri çekilir. İnsanlar da böyledir. Sen şimdi gelmiş bana gözlerinle; sadakatten, o içini yakan yeni heyecanlardan, bahsedersin. Kulak ver bu ihtiyara. Bu bankta kaç mevsim eskittim, kaç şişenin dibini gördüm ben. Sana tek bir gerçek söyleyeyim: Karşına çıkan, tanıştığın, o kalbini titreten hiç kimse o eski sevgilin gibi çıkmayacak. uğruna uykularını kaçırdığın hiç kimse asla senin kadar sadık olmayacak. Bu dünya bir pazar yeri artık evlat. Kimse elindekiyle yetinmiyor. Sen ona kalbini bir saray gibi açarsın, o ise orayı sadece geçici bir konaklama yeri olarak görür. Sen onun gözlerinin içine bakarken sadakatten bir anıt dikersin; o ise arkasını döndüğü an başka gözlerde kendi aksini arar. Bu acı bir tütün gibi boğazını yakar bilirim, İnsanlar artık derinlikten korkuyor evlat. Senin o saf, o yalansız sadakatin onlara ağır geliyor. Birine tamamen ait olmak, Sadakat bugünün insanı için bir esaret. Onlar sadakat istemiyor; onlar sadece vitrinde durmak, sürekli beğenilmek, her çiçekten bir öz almak istiyorlar. Sen burada onun için gemileri yakmaya hazırken, o liman liman gezip yeni rüzgarlar peşinde koşuyor. Asla sana sadık olmayacak. Çünkü onun sadakat anlayışı, sadece o an yanında kimin olduğuyla sınırlı. Sen yokken, senin boşluğunu dolduracak yüzlerce figüran var onun hayatında. Sadakat, yürek ister, emek ister, bir duruş ister. Oysa, rüzgar ne yönden eserse o yöne eğilen bir dal parçası sadece. Bugün sana güler, yarın bir başkasına içini çeker. Sen onun tek limanı olduğunu sanırsın, oysa o çoktan başka denizlere yelken açmıştır bile. Bu bankta çok gördüm senin gibileri. Hepsi aynı yangınla geldi, hepsi aynı küle döndü. Bu filmi ben bin kere izledim, bu şarkıyı yüz kere dinledim. Sen ne kadar sadık kalırsan kal, ne kadar ruhunu onun yoluna serersen ser, o yine bildiğini okuyacak. Onun gözü hep dışarıda, hep o ulaşamadığı, o henüz tüketmediği yeni yüzlerde olacak. Senin sadakatin onun için bir ödül değil, Çantadaki bir keklik sadece. İşte bu yüzden evlat, o deniz kenarındaki pembe hayallerinden uyan artık. Bu hayatta en büyük sadakati kendime borçlusun. Başkalarının sahte sadakat pazarında kendi cevherini harcama. O rüzgar elbet esecek, o dalgalar elbet bu kıyıyı dövecek. O gemi nasılsa gelecek...'' ^Neyse... Nerde kalmıştık ey sevgilim...^ dedi şarap şişesini kaldırırken. Tam ağzına götürecekken fark etti çoktan boşaldığını; ''Haa tamam, tamam hatırladım... Bitmiştik!'' ❤ 2 | |
| |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| |