![]() |
Ve Perde..! (9) Yine gece olmuştu. Gece olunca, bir başka yanıyordu sol yanım. Nefes alamıyordum evde, duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Aldım sigara paketimi yanıma, vurdum yine yollara... Evet, evet.. Yine Heybeli sahiline... Hem bizim ihtiyarda ordadır. Onunla konuşmak rahatlatıyor beni. Bak! orada işte, demedim mi? Yine denizin tam karışında bankta oturmuş, yakamozu izliyor. Hani şu saçına sakalı ak düşmüş, balıkçı beresi takan. Hani parkasının düğmeleri kopmuş olan... Hani adı Tecrübe. Usulca yaklaştım yanına. Eskilerden bir şarkı mırıldandığını duydum; ''Seni çok özledim, bak koştum sana. Umudumdun benim sevdadan yana. Kaybetim mi seni? Bulamıyorum. Bilmem ki sen yoksan ne kaldı bana. Saatler mi durmuş yoksa zaman mı? Umutlar tükenmiş halim yaman mı?... O an gördü beni; -''Ooo evlat, gel bakalım gel, otur şöyle. Hoşgeldin.'' Ben otururken, O, şarabını dikti kafasına. -''Neden?'' dedim. ''Neden, gece olunca daha çok canım yanıyor?'' Gülümsedi önce. Sarma tütününü yaktı. Derin bir nefesi çekti. Bir yudum daha aldı şarabından. Mehtaba daldı... -''Geceler... Geceler, gündüzlerden farklıdır evlat. Gündüzler, insanların birbirlerine söyledikleriyle ilgilenir. Geceler ise, insanın kendine söyleyemedikleriyle... Bak etrafına! Dışarıda sokak lambalarının altında uzayan gölgeler var. Belki bir otobüs durağında bekleyen biri var. Belki nöbetten çıkan bir sağlık çalışanı. Belki de herkes uyurken yalnızca düşünceleriyle baş başa kalan biz varız... İnsan bazen, kalabalıkların içinde bile yalnız hissedebiliyor. Hatta bazı yalnızlıklar, tek başına geçirilen gecelerden değil; anlaşılmadığını düşündüğün kalabalıklardan geliyor. Geceler, gündüzden kalma cevap verilmeyen mesajları, ertelenen işleri, yarım kalan konuşmaları ve zihnimizin bir köşesinde duran o küçük yorgunlukları Hatırlatır evlat! Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, yeni bir başlangıç değil. Sadece biraz durmak. Belki de uzun zamandır ilk kez, bir şeyleri çözmeye çalışmadan durmak. Kendimizi. Sessizliği. Ve şarkıları duymak sadece. Çünkü bazı duygular vardır; kelimeler onları taşıyamaz. Bir şarkı gelir ve tek cümle kurmadan her şeyi anlatır. Gece, bu yüzden uzundur evlat. Dili de pabuç kadardır haa; Belki geçmişten konuşur. Belki özlediklerinden. Belki de artık özlemen gerektiğini düşündüğün halde hala aklından çıkmayandan... Ama bildiğim bir şey var. Geceler, sadık dostlardır evlat. Seni asla sessizlikte bırakmazlar. Gündüzün upuzun bir yalan olduğunu anlamak için güneşin batmasını beklemek gerekiyormuş, anladım. Gün ışığı, bizi oyalayan muazzam bir sahne dekoru sadece. Sesler, koşturmacalar, yüzler, bitmek bilmeyen o dünya telaşı... Hepsi birer maske. İnsan gündüzün gürültüsünde kendi iç sesini bile duyamıyor. Dünya bizi kendi hengamesine ortak ediyor, acılarımızı bir süreliğine uyuşturuyor. Ama sonra... Sonra gece oluyor. Herkes evine çekiliyor, sokaklar boşalıyor, o büyük sahnenin ışıkları tek tek sönüyor. İşte o an, o mutlak sessizlik başladığında, ruhun üzerindeki o ağır zırh çatlamaya başlıyor. Gece, insanın korumasız kaldığı o çıplak an. Nesneler siliniyor, geriye sadece sen ve saklandığın gerçekler kalıyor. Duvarlar daralıyor, tavan alçalıyor; koskoca ev, insanın göğüs kafesine sıkışıyor. Gündüz mantığınla kurduğun o güçlü barajlar, gecenin o durdurulmaz sessizliği karşısında birer birer yıkılıyor. İşte tam bu tekinsiz saatlerde, o boşluğun tam ortasında beliren ilk şey neden her zaman onun yüzü oluyor biliyor musun? Çünkü gece, artık yalan söyleyemediğin saatlerden oluşuyor. Akıl nöbeti bırakır, kalp konuşmaya başlar. Kalp, yalan konuşamaz evlat! İnsan en çok yoksun kaldığı şeyi özler. Onun gülüşü, bir cümlesi, elini tutuşundaki o sıcaklık... Hepsi, sanki dokunsan uzanabileceğin bir mesafedeymiş gibi canlanır odada. Karanlık, zamanı da büker. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışır. "Şu an nerede, ne yapıyor, beni düşünüyor mu?" sorusu, zihninde yankılanan bir çekiç darbesine dönüşür. Ayrılık, gündüzleri bir karardır, Ama geceleri ayrılık, ruhun yarım kalmışlığıdır; Onun yokluğu, senin bir parçanın, en savunmasız, en şefkatli parçanın senden sökülüp alınmasıdır. Gece neden bu kadar hüzünlü ve derin biliyor musun? Çünkü o, her şeyi aslına döndürür. Bize yalnız doğduğumuzu ve aslında ne kadar çıplak olduğumuzu hatırlatır. Ve insan, o karanlık okyanusta tek başına boğulurken, bir zamanlar onu kıyıya bağlayan o limanın kokusunu özler. Şimdi anladın mı? Neden sol yanın acıyınca bu limandasın? Ben, neden bu limandayım? Anladın mı evlat? Şimdi anladın mı?'' ^Neyse^ dedi ve şarabını yukarı kaldırırken devam etti; ''Nerde kalmıştık ey sevgilim?'' Tam şişeyi ağzına götürüyorken farketti boş olduğunu; ''Haa tamam, tamam hatırladım...Bitmiştik!'' |
:yildiz::yildiz::yildiz::yildiz::yildiz: |
Alıntı:
|
Gece karanlık ve derin...Herşey özüne döner gecede Emeğine sağlık |
Alıntı:
|
Emeğinize sağlık. |
Alıntı:
|
Emeğine sağlık |
Alıntı:
|
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:30. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Copyright ©2019 - 2026 | IRCRehberi.Net