![]() |
İstanbul Sözleşmesi Neden İhanettir? İstanbul Sözleşmesi, üst başlığı kadına şiddet olan, taraf ülkeler üzerinde pek çok yükümlülük doğuran uluslararası bir sözleşme. Sürekli bahsi geçen 6284 sayılı kanun da bu sözleşmeyle üstlenilen yükümlülükleri yerine getirmek için çıkarılmış bir kanun. Genel çerçeve itibariyle İstanbul Sözleşmesi de 6284 sayılı kanun da “Kadına şiddet ve ev içi şiddet” konularını düzenliyor. Sözleşmede de kanunda da yerinde hükümler ve uygulamalar söz konusu, bunu kimse reddedemez. Zaten sözleşme metnini okuduğunuz zaman bunu görebilirsiniz. Fakat bu sözleşmede “yerinde” diye nitelenebilecek düzenlemeler olması, bu sözleşmeyi “masum” görmek için yeterli değil. Neden yeterli değil, bu sözleşme neden masum değil, bunca insan neden bas bas bağırıyor? Bu sözleşmeye karşı çıkanlar kadınlara uygulanan şiddetten hoşnut mu? |
Son soruya cevap vereyim öncelikle: genel olarak şiddet, özelde kadına şiddet hepimizin ortak problemi. Bu sorunlara çözüm olabilecek düzenlemelerin yapılıyor olması takdire şayan. Kesinlikle bu sorunların çözümü için ortaya konan yasal düzenlemeler yoğunlaştırılmalı. Fakat bir uluslararası sözleşmeyi altında yatan ideolojiden bağımsız değerlendiremezsiniz. İçerisinde yer alan her kelimenin varacağı sonucu titizlikle hesap etmek mecburiyetindesiniz. Bu hesabı düzgünce yapmazsanız, yarın karşınıza çıkaracakları yükümlülükler belinizi büker. |
İstanbul Sözleşmesi’nin arka planında da Türkiye’nin toplum ve aile yapısını dizayn etme amacı yatıyor. Sözleşmenin içerisine sinsice işlenmiş bazı kavramlar ve bu kavramları inşa etmenin gereği olan birtakım yükümlülükler söz konusu. Burada karşı çıkılan en temel iki kavram “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet” kavramları. Sürekli güzellemesi yapılmasına ve sözleşmenin özü ile alakası olmadığının vurgulanmasına karşın aslında sözleşmenin alt metninde ve ideolojisinde yatan en temel iki kavram bunlar. Bunu yalnızca biz söylemiyoruz, buyrun Polonya Başbakanı’nın sözleşme hakkında yapmış olduğu açıklama bu. Polonya hükumeti, sözleşmenin bu dayatmalarını reddettiği için çekilme kararı aldı ve bu böylece deklare edildi: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Sözleşmede geçen “cinsel yönelim” kavramının meselenin özü ile alakalı olmadığı her fırsatta beyan ediliyor birileri tarafından. Peki “İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu” isimli oluşum neden yoğun şekilde marjinal feminist gruplar ve LGBT derneklerinden teşekkül ediyor? [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Bu sözleşmenin garantörü gibi hareket eden KADEM, sözleşmenin uygulamasını takip etme işini LGBT derneklerine ve marjinal feminist gruplara mı terk etmiş? Madem bu sözleşmenin uygulamasının takipçisi bu gruplar olacak, KADEM’in muhafazakar kesimin gazını alma amacı nedir? Madem KADEM isimli dernek sürekli vurguladığı üzere aile kurumunu çok önemsiyor; bu sözleşmeyi takip etme işini aile kurumunu yıkmaya adeta yemin etmiş, toplumun tüm erkeklerini potansiyel birer tehlike olarak gören marjinal feminist gruplara nasıl terk eder? KADEM de çok iyi biliyor ki bu sözleşme Türk toplum yapısını dizayn etme amacı güdüyor. Sözleşmeye bu tür marjinal grupların, eşcinsel derneklerinin sıkı sıkı sarılmasının temel nedeni de bu. Fakat KADEM’in bu dizayn girişimi ile herhangi bir problemi yok. KADEM’in de temel ideolojisi “İslâmi” olduğunu iddia etse de feminizm. Marjinal feminist grupların başarısı, toplumun ifsadına yol açacak olsa da KADEM bu savaştan temel ideolojisi bakımından galip çıkacak olmanın rahatlığı içerisinde. KADEM ve dolayısıyla “İslâmi feminizm” “cinsel yönelim”in korunması ile “toplumsal cinsiyet” odaklı eğitim verilmesinin, orta vadede birlikte yol açacağı problemin ya farkında değil ya da feminizme olan sadakati İslâm’a olandan daha büyük. |
“Toplumsal cinsiyet” kavramı ne? Yukarıda Polonya Başbakanı güzelce açıkladı ama ben de kısaca açıklayayım: biyolojik olarak kadın veya erkek olabilirsiniz, bunun önemi yok. Toplumsal cinsiyet projesi kişiye, “kendini biyolojik cinsiyetin ile sınırlı hissetme” diyor. Bu şu anlama geliyor. Doğuştan gelen tabiatını, fıtratını, özünü reddet; kadınlar erkek gibi, erkekler kadın gibi olabilsin. Toplumsal rolleri reddet, toplumsal cinsiyet kabullerini reddet. Bunun bir sonraki aşaması cinsiyetsiz çocuk yetiştirme projesi, bundan emin olun. Buyrun İstanbul Sözleşmesi’nin “toplumsal cinsiyet” bahsi geçen maddelerinden bazıları. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] |
Eğitim maddesi diyor ki taraf devletler tüm eğitim düzeylerinde “toplumsal cinsiyete dayalı” eğitimler verir. Avustralya’da LGBT’nin sahip olduğu gücü anlatırken eğitim sistemlerinin “toplumsal cinsiyet” kavramı üzerine kurulu olduğuna ve bunun doğal sonucu olarak eşcinselliğin daha ilkokulda çocukların zihninde normalleştirildiğine kısaca değinmiştim: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Hikayenin sonunda murat edilen şey, nesillerimize verilecek eğitim ile Türk toplumunun Avustralya toplumu gibi bir toplum olmasıdır, bundan da adınız gibi emin olun. Zaten bugün itibariyle “toplumsal cinsiyet” temelli eğitim MEB müfredatına da girmiş bulunuyor. MEB’e bu dayatmayı yapan İstanbul Sözleşmesi’dir. Mevcut iktidarla belki mümkün değil fakat iktidar değişince çocuklarınıza okullarda eşcinselliğin ne kadar normal bir şey olduğu anlatılacak. Hep beraber çocuklarınızı alıp LGBT bayrakları ile Taksim’de yürüyüş yapacaksınız. |
stanbul Sözleşmesi’ni, kadına şiddet sorununu çözmede yegane yol olarak pazarlayanların beklentisi bu ve göreceksiniz ki önlem alınmazsa orta vadede aynen de böyle olacak. Tekrar belirtiyorum: ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERİ ARKASINDA YATAN İDEOLOJİDEN BAĞIMSIZ DÜŞÜNEMEZSİNİZ. Peki ne yapılmalı? Şu çok net Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden Polonya gibi çekilmeli. 6284 sayılı kanun ise ya yapılacak birtakım değişikliklerle yürürlülükte kalmalı ya da onun yerine kadına şiddeti önleme odaklı ikame bir kanun çıkarılmalı. İstanbul Sözleşmesi’ni yegane çözüm gibi sunanlar bu toplumun iyiliğini düşünmüyor. Bu yüzyılda kimse bir toplumu tepeden inme bir şekilde dizayn edemez. Onlar da bunun farkında olarak, bu dönüşümü kadına şiddet gibi hassas bir konu ile perdeleyerek başarmaya çalışıyor. Değerli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, değerli Müslümanlar; İstanbul Sözleşmesi vatana, topluma, İslâm’a ihanettir. Bu sözleşmeyi destekleyenler de hasıl olan vebalden paylarını muhakkak alacaktır. Gözümüzü açalım ve #İstanbulSözleşmesiİhanettir diyerek sesimizi yükseltelim. Furkan Gurbetoğlu |
SÖMÜRGECİLER, özellikle Çanakkale ve Kût-ul Amâre yenilgilerinden sonra, Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceklerini iyice anladılar. Başka usuller denemeye giriştiler. İslâm’ın içeriğini boşaltma, kültürümüzü yok etme, ekini ve nesli bozma gibi yöntemler bunlar arasında. Müslümanları güçlü ve dinamik tutan aile kurumunu çökertme planları yaptılar. Sağlam aile yapımızı bozarlarsa Türkiye’yi çökerteceklerini düşündüler. Değerlerinin kıymetini bilmeyen Türkiye toplumu 2 asırdır Avrupa sevdasıyla(!) yanıp tutuşuyor. İktidarların AB uğruna vermeyecekleri taviz yok. Kadın tacizleri ve aile içi şiddetin konuşulduğu bir atmosferde, Avrupa Konseyi Türkiye’ye, “Kadına Yönelik Şiddet; Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair” bir sözleşme dayattı. Hükümet bunu AB’ye tam üyelik hazırlığı olarak gördü...Konu kamuoyunda tartışmaya açılmadı. Başbakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı halkı aydınlatmadı. Meclis’te milletvekillerinden bir itiraz duymadık. Nasıl bir oldu-bittiye getirildiyse bu vahim proje İstanbul Sözleşmesi adıyla 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Aile içi şiddetin önlenmesi işin bahanesiydi. İstanbul Sözleşmesi’nin hemen ardından eşcinsellerin önünü açan LGBTİ Derneği’nin kurulmasına izin verildi. Hatta erkek erkeğe iki kişinin yaptığı evlilik TV’lerde haber oldu. Ne oluyordu? Dünyaya öncülük yapmış bir ülke nereye götürülmek isteniyordu? Aile yapımızı dinamitlemek için yapılan bu rezillikler Türkiye’de nasıl yer bulabiliyordu? Ülkeyi tehdit edebilecek ölçüde büyük bir tehlike ne kadar da hızlı bir el çabukluğuyla yürürlüğe girmişti? SÖZ konusu sapkınlık Millî Eğitim Bakanlığı kullanılarak yürütüldü. 2014 - 2016 yıllarında Orta Öğretim Genel Müdürlüğü organizesiyle 10 ayrı ilde, liselerin 11. ve 12. sınıf öğrencilerine “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP)” başlığıyla seminer konusu olarak sunuldu. “Yeniden Yazmaya Var mısın?” sloganıyla gençler tahrik edildi...Projenin etkisiyle, o günlerde ODTÜ’de tuvaletler, soyunma odaları kız erkek müşterek olsun, talepleri seslendirildi. Uygulamalar kamuoyunda büyük tepkilerin oluşmasına yol açtı. Bu sebeple Millî Eğitim Bakanlığı, projenin uygulamasını durdurdu. Daha sonra, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi Türk Tabipler Birliği (TTB) kanalıyla yürütülmeye çalışıldı. Kendi personeline, bazı kurumların çalışanlarına, toplumun farklı kesimlerine konferans ve seminerler verdiler. Yine tepkiler oluştu. Bu yüzden proje askıya alınmak zorunda kaldı. İstanbul Sözleşmesi’nde Roma ve Cenevre anlaşmaları esas alınmış; kararlar AİHM ve BM içtihatları ölçü kabul edilerek hazırlanmıştır. Sözleşmenin 12/1. maddesinde “Kadın ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınmasını amaçladığı” anlatılmaktadır. Buradaki “diğer uygulamalar”dan maksadın İslâm dininin kuralları olduğu bellidir...Proje, Türkiye’nin insanlığa örnek olan sağlam aile yapısını yıkmayı, İslâm’ın aile anlayışını devre dışı bırakmayı amaçlamaktadır. Vahim süreç bir an önce durdurulmalı; İstanbul Sözleşmesi iptal edilmelidir. Türkiye, kendi eliyle geleceğini tehlikeye atma yanlışından kurtarılmalıdır....TOPLULUK olan yerde problem bitmez. Türkiye, sosyal ve kültürel problemlerini kendi şartları içinde çözümler aramalıdır. Her işimize burnunu sokan AB’ye haddi bildirilmeli; özellikle aile ve sosyal konulardaki müdahalesi önlenmelidir. Bunlar milletimize özgü özelliklerdir. Bu konudaki kararları bu ülkede yaşayanlar vermeli; mahremiyetimize leke sürülmemelidir. İstanbul Sözleşmesi Batı’nın toplum yapısı ve hayat anlayışıyla şekillenmiştir. Türkiye toplumu Batı’dan farklıdır. Huzur ve barışımız için bazı konularda Batılılarla işbirliği yapılabilir; fakat kimliğimizden taviz veremeyiz. Biz, Batı’dakinden daha özgün, insanî değerlerle iç içe, manevî zenginliği olan bir aile ve toplum anlayışına sahibiz. İstanbul Sözleşmesi esas alınarak, “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair” 6284 sayılı kanun 30 Eylül 2014’te yürürlüğe girdi. Kanunlar yabancı etkilerden arındırılmalı; yüzde yüz toplum yapımıza uygunluğu sağlanmalıdır. TBMM, “İstanbul Sözleşmesi”ni yeniden ele almalı, Türkiye’yi bu büyük yanlışlıktan kurtarmalıdır. Yanlış uygulamaların toplum yapımızı çürüttüğü, bizi biz olmaktan çıkarma noktasına getirdiği hepimizce bilinmektedir. En son, Cumhurbaşkanı Beştepe’deki “Aile Şurası”nda şu yakınmalarda bulunmuştu: “Nikâh akdinin değersizleştirildiği, evlilik dışı ilişkilerin normal sayıldığı, boşanmaların adeta teşvik edildiği sancılı bir süreçle karşı karşıyayız.” (02.05.2019) Bunlar hepimizin yaşadığı acı gerçekler! İktidar yakınmaz; icraat yapar. Bizim Cumhurbaşkanı ve TBMM’den istediğimiz, Türkiye’nin savaşsız teslim alınmak istendiği “Zina Yasası” ve “İstanbul Sözleşmesi”nin yürürlükten kaldırılmasıdır.....Benim,siyasi görüşüm bu yasanın derhal iptalidir... Saygılar..! |
Karışık bi durum ne desem yalan olur, toplumun genel kanı sanki sözleşmeyi destekliyor gibi geldi bana gördüğüm bu |
-3. Madde de yer alan aile kavramına birlikte yaşayan eşler de dahil ediliyor -4. Madde de ki cinsel yönelim ifadesinde kadın erkek ve diğer tanımlar yer alıyor -18 yaş altındakiler de kadındır ifadesi pedofiliye kapı açar Batı terminolojisiyle ve sözde çözümleri ile sorunları çözemeyiz Şiddet konusu bir maske Kendimiz istersek kendi kültürümüze özgü yasalar yapabiliriz Düz mantık bu sözleşmeyi destekleyenlere bakın,zaten otomatikman desteklenmeyeceği aşikar Polonya bile anladı biz anlayamadık. ille bir sözleşme gerekiyorsa veda hutbesine bakmalı Peygamberimiz ne demiş "Kadınlar size Allah'ın emanetidir" |
Açıkçası sözleşmenin tamamını okumadım. Bildiğim bir şey var. O da cinsiyetin artık doğuştan değil birey 18 yaşına geldiğin de kendi seçimini yapabilecek. Bazı ülkelerin bazı toplumların da bu uygulamaya geçti bile. Doktor bebek doğduğun da ailesine sağlıklı bir oğlun oldu dediğin de ailesi hayır evladım 18 yaşına geldiğin de cinsiyetini kendi seçecek diyor. Bu durum normalleştirilmek isteniyor. 3. cins bir insan toplumu yaratılmak isteniyor. Bunu kimler istiyor derseniz cevabı çok açık. Küresel güçler, aile bütçesi ABDnin bile kat kat fazlası olan dünyayı asıl yöneten aileler. D.S.Ö., İMF, Dünya Bankası, Ülkelerin Merkez Bankalarının asıl sahipleri, Unicef gibi iyi bildiğimiz kuruluşların asıl sahipleri. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah. |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bence iyi izleyin, daha fazla söze gerek yok. Bir kadının bunu desteklememesi için kadınlığından nefret etmiş olmalı yine de kimsenin kendi saygısızlığa lafım yok. İstanbul sözleşmesi hassas noktamızdır, şimdi uzun uzun anlatırdım ama karşımda bunu anlayacak kitle yok. O yüzden izleyin, okuyun. |
Barış atay denen terörist kılıklı adamı baz alanlar kendi zekalarına baksınlar önce Yine söylüyoruz şiddet maske Bu sözleşmeden sonra ve bağlı olarak yapılan 6284 sayılı yasa kadın cinayetleri azaltmadı,arttırdı [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...][/url] Asıl biz kadına kadın,erkeğe erkek olduğu için saygı duyduğumuzdan,geleceğin anneleri olduğumuzdan ,neslimizi korumak istediğimizden karşıyız Etcep projesi sonrası norveçli psikologların pişmanlığını,türklerin yüzde 40 ı ensest diye rapor hazırlayan türkiye kadın hakları federasyonun avrupa fo ların aldıkları milyonları,polonyanın aile yapımızı bozacak diye reddetiğini [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Rusyanın anayasal referandumunda lgbt ye dikkat çeken propaganda videolarını,evinden atılan 2 milyon erkeği ,dava sürecinden mağdurların herbirinin minimum 4000 lira olduğunu bilmeyenler önce öğrensin. Bu sözleşme olmasa sanki şiddet için yasal düzenleme olamaz Ama yok toplumsal cinsiyet,yok cinsel yönelim diye ailemiz neslimiz gidecek Benim kızım kız gibi,oğlum erkek gibi fıtratına uygun yetişecek(inş) Birileri maksatlı olarak neslini,fıtratını bozdurmak istiyorsa buyursun,ama buna genele yayamayacaksınız Almanya şerh koymuş,polonya reddetmiş Ingiltere,yunanistan ,irlanda,slovakya,rusya ya imzalamamış,imzalasa da onaylamamış, ya da serh koymuş,bir siz akıllısınız |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Önceki mesajda bahsettiğim rusyanın 22 maddelik 206 değişiklik içeren anayasal reform sürecinde kullandığı propaganda videoların biri |
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bahsettiğim " istanbul sözleşmesi sakıncalı ,kabullenemeyeceğimiz dayatmalar içeriyor,mesela toplumsal cinsiyet" diyen polonya adalet bakanı |
Bu konuya çok fransızım. :( |
istanbul Sözleşmesi oldukça tartışmalı olan toplumsal cinsiyet kavramına dayalı olarak oluşturulan bir metindir. Resmi Gazetede yayınlanan 34 sayfalık Türkçe metinde 24 yerde toplumsal cinsiyet kelimesi geçmektedir. Sözleşmede toplumsal cinsiyetin tanımı şu şekildedir (Madde 3: Tanımlar, c bendi): “Kadınlar ve erkekler için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler anlamına gelir” Yani Toplumsal cinsiyet,kadınlık ve erkekliğin sosyal olarak inşa edildiği fikrine dayanmaktadır. Cinsiyetin sosyal bir yapı olarak kavramsallaşması bilimsel zeminden ziyade,politik argümanlara dayanmaktadır Cinsiyeti politikleştiren sözleşme daha sonra bu politikliği kendi istediği gibi dizayn etmek istediğini açıklıyor. Genel yükümlükler bölümü, Madde 12/1’de deniyor ki “….kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları,örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak(!) amacıyla kadınlar ve erkeklerin davranış değişimini sağlamak için gerekli tedbirleri alır". Sözleşmenin en iğreti taraflarından biri işte bu hedef olarak ortaya koyduğu aziz milletimizin kültürünü,kadına ve erkeğe bakışını ortadan kaldırmak için meydan okumasıdır. Şiddet Madde 3,Tanımlar,a bendinde “kadına karşı şiddet fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak... ..keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir. deniyor. Bu tanımın içeriğinde belirtilen ıstırap verebilecek olan ifadesinin neyi içerdiği belirsizdir.Ucu açık bu ifadeyle istenilirse nelerin şiddet kapsamına alınabileceğine örnek... Örneğin,Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nda duygusal şiddet/istismar kapsamında.. duygusal şiddet/istismar kapsamında “kadınları kontrol etmeye yönelik davranışlar” da tanımlanarak bir kişinin eşinin kıyafetlerine "karışması" ya da facebook ve twitter hesabına "karışması" şiddet olarak yer almıştır. ❗❗❗ [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...] Ayrıca,sözleşmede genel yükümlülükler bölümü, Madde 12/5’te “Taraflar kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde “namus”un iş bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar” denmektedir. Yani bir aile üyesinin, diğer bir aile üyesine dini veya kültürel değerler üzerinden herhangi bir müdahalesi, uyarısı durumun şiddet olarak kodlanması için yeterli olabilecektir Ayrıca sözleşme bir ebeveynin çocuklarına müdahalesini engellemek için 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kadın olarak tanımlamaktadır (Madde 3, Tanımlar, f bendi) Bu tanımla kendi çocuğuna uyarıda bulunan bir babada şiddet yapmakla suçlanabilecektir. Sözleşme şiddeti bir alana endekslemekte ve Sözleşmenin Giriş bölümünde “Kadına karşı şiddetin yapısal özelliği toplumsal cinsiyete dayanmaktadır” diyerek zaten sözleşmenin "toplumumuza rağmen"olduğunu ifade etmektedir. Oysaki şiddetin esas sebepleri olan alkol,kumar vb alışkanlıklara değinilmemiştir. Alkol kötüye kullanımı veya bağımlılığında hiç tanı almayanlara oranla saldırganlık yaygınlığının 12 kat; madde bağımlılığında ise 16 kat daha fazla olduğu; erkeğin kadına fiziksel şiddet uygulamasının alkol alındığı günlerde 8 kat daha fazla olduğu vb. alkol-şiddet ilişkisine dair pek çok bulgu mevcuttur. Lgbt Sözleşmenin Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrım Gözetmeme (Madde 4), 3. bendinde : Özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik önlemler olmak üzere, işbu Sözleşme hükümlerinin...cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş... temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır deniliyor. Sözleşme hükümlerinde cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik ayrım olmaması adına,bu olgular legallik elde etmiştir Sözleşmede bahsedilen cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadeleri, Avrupa Konseyi’nce hazırlanan Sözleşmenin açıklayıcı metninde tanımlanmıştır.(*) Buna göre sözleşmede geçen cinsel yönelim ve cinsel kimlik ifadeleriyle lezbiyen, biseksüel, gay ve trans bireylerin şiddetten korunmasının amaçlandığı belirtilmiştir. (*)The Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence against Women and Domestic Violence (Istanbul Convention): Questions and answers” Sonuç : Aziz vatanımızın toplum ve aile yapısı feministlerin insafına bırakılmayacak kadar önemlidir. İstanbul sözleşmesi "vahiy" değildir. Sözleşmeyi ilahi bir metin gibi savunmak acilen terkedilmeli ve endişeler göz önüne alınmalıdır. |
Alıntı:
Bu durum İstanbul Sözleşmesi "uygulanmadığı" için olabilir mi sizce hanımefendi? |
Yasa kapsamın da; Sığınacak yer,geçici koruma ,şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılması, mağdurun isterse adresinin gizlenmesi, kimlik ve diğer bilgilerin değiştirilmesi,şiddet uygulayan tarafın silahını polise teslim etmesi, geçici velayet ve tedbir nafakası, geçici maddi yardım, oturulan eve aile konutu şerhi konulması uygulanıyor ama yetmiyor demek ki, ya da yöntem yanlış. Asıl sorun bence fıtratlar bozuldu, erkekler kadınlaştı,kadınlar erkekleşti ve de yaptırımlar caydırıcı değil Kadının beyanı esastır ilkesini kabul etmiyorum,haklı olanın beyanı esas olmalı Her iddiacı, müddei iddiasını ispatla mükelleftir denilmiyor,kadınlar bunu koz olarak kullanıyor. Kadına ,engelliye ,çocuğa sosyal alanda pozitif ayrımcılık yaparsın,adalet önünde herkes eşittir Zamanlaması farklı ama süresiz nafaka da adaletsiz erkekler açısından Hepsi bir araya gelince biriken öfke şiddet olarak yansıyor |
Bir şeyi körü körüne desteklemek hatadır, sorgulamak güzeldir fakat ''ihanet'' olarak adlandırmak son derece taraflı ve yanlıştır. Başlığın taraflı olduğu 5161464 metre öteden bile belli oluyorken, böylesi uzun uzun paragrafları okumam, fikir beyan edip tartışmam bile. Diyeceğim tek şey ; #İstanbulSözleşmesiYaşatır |
Aynen maddeleri,içeriği okumadan "körü körüne,taraflı" şekilde karşı olmak gibi.... 2019 da ki öldürülen 474 ve son 10 yılda ki 3 binin üzerinde ki kadını yaşatamamış işte. Zaten defalarca yazdık toplumda böyle bir sorun var,buna çözüm bulunsun,ama bize özgü,bizden olan çözümler.... Misal 18 yaş altıda kadındır diyen maddelerle pedofiliye yol açmasın Sonra tivitırda netflixte minnoşlar yayınlanmasın diye çalışma yapmak zorunda kalıyoruz. |
Alıntı:
|
Önceki sayfalarda açıklamaya çalıştım,tekrara düşmek istemiyorum "uzun uzun paragrafları " okuyun lütfen |
Tartışma konusu açıp, kendi kendine tartışmak mı? dfjkhdfjk tesekkürler, alabileceğim en kaliteli cevabı aldım. |
Okumaya zahmet etmemek kadar kalitesiz değil,tşkler sizede sn miyav. |
hıhı. |
gözlerim kanadı lol |
Başlıktan ve parağraflardaki bir kaç cümleden belli düşüncenin sığ tarafları. Garip. Çok garip. Merak ediyorum. Böyle düşünebilin diye ne yaptılar? |
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Lütfen Üye Olmak için TIKLAYIN...]
sanırım insanlık bazen yaramıyor he .d |
Profil resmimi İstanbul Sözleşmesi Yaşatır yapmamı istetecek konu. |
Alıntı:
Yaparsan ben de yaparım publish. |
gözlerim kanadı bazı yorumları görünce inanılır gibi değil lol:kahkaha: |
yazılan her şeyi okudum ne yazık ki... ben de kendimi deli sanıyordum. |
Üşenmeyip hepsini okudum. Asıl soru şu: DEĞDİ Mİ? En az 15 dakikami geri istiyorum. |
ÇÖP. |
:((( |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:28. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Copyright ©2019 - 2025 | IRCRehberi.Net